Metin Lokumcu Davası

Ak Parti Genel Başkanı ve dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan genel seçimler öncesinde 31 Mayıs 2011’de Hopa/Artvin’de bir miting düzenlendi. Aralarında emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun da bulunduğu kişiler Doğu Karadeniz’in akarsuları üzerinde kurulan hidroelektrik santral (HES) inşaatlarının bölgenin doğal dokusu üzerine yarattığı tahribat ve çay tarımında yaşanan sorunlara dikkat çekmek için aynı gün Hopa Meydanı’nda bir basın açıklaması yapmak istediler.

Yoğun polis müdahalesi sonrasında Metin Lokumcu hayatını kaybetti. Artvin İl Emniyet Müdürü ve Hopa İlçe Emniyet Müdürü'nün aralarında bulunduğu 13 polis hakkında 9 yıl 5 ay sonra dava açıldı.

Arka Plan Bilgisi
Lokumcu’nun Ölümü
Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 12 Haziran 2011’de yapılan genel seçimler öncesinde 31 Mayıs 2011’de Hopa/Artvin’de bir miting düzenlendi. Aralarında emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun da bulunduğu kişiler Doğu Karadeniz’in akarsuları üzerinde kurulan hidroelektrik santral (HES) inşaatlarının bölgenin doğal dokusu üzerine yarattığı tahribat ve çay tarımında yaşanan sorunlara dikkat çekmek için aynı gün Hopa Meydanı’nda bir basın açıklaması yapmak istediler.

Saatlere yayılan protestolar boyunca farklı illerden gelen polis güçlerinin de katılımıyla göstericilere yoğun şekilde biber gazı kullanılarak müdahale edildi. Polis müdahalesinde atılan gaz fişekleriyle yaralananlar oldu. Olaylar sırasında fenalaşan emekli öğretmen Metin Lokumcu kaldırıldığı Hopa Devlet Hastanesi’nde hayatını kaybetti. Cenazesi Trabzon Adli Tıp Kurumu’na götürüldü.

Olaylar sırasında bir polis memuru yaralandı. Hastane önünde bekleyenlere polis müdahale etti. Hopa’da bulunan siyasi parti, dernek, otel ve kahvehanelerde gerçekleştirilen baskınlar sonucunda yaklaşık 60 kişi gözaltına alındı. Hopa kent merkezine giriş çıkışlar bir süre yasaklandı. Hopa’da gözaltına alınan kişiler ailelerine haber verilmeksizin gece yarısı Erzurum’a götürüldü. Tutuklanan 17 kişi yedi ayı aşkın süre hapishanede kaldı.

Lokumcu’nun ölümünün ardından İstanbul, Ankara, İzmir, Rize, Bursa, Eskişehir, Adana, Giresun, Adana, Hatay'ın aralarında bulunduğu şehirlerde protesto etkinlikleri düzenlendi. Çok sayıda kişi gözaltına alındı.

İçişleri Bakanlığı Lokumcu’nun yaşamını yitirdiği olaylar hakkında dört müfettiş görevlendirildiğini açıkladı. Soruşturma 9 yıl 5 ay sonra sonuçlandırıldı. Mülkiye müfettişlerinin raporu doğrultusunda polislere soruşturma izni verilmedi.

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan olaylar sonrasında Trabzon’da “Zira ben Hopa'ya eşkıyaların indiğini bilmiyordum. Meğerse eşkıya Hopa'ya da inmiş. Eli taşlı eşkıyalar oraya da inmiş” ifadelerini kullandı. Başbakan, daha sonra İstanbul’da Metin Lokumcu’nun ölümüne ilişkin “Tabi bu arada bir tanesi de kalp krizi geçirerek, kimliğini bilmiyorum, üzerinde bu noktada fazla durmak istemiyorum. Kalp krizi neticesinde öldüğü söyleniyor.” ifadelerini kullandı. Başbakan daha sonra Ağrı’da katıldığı bir televizyon programında “Biber gazı orantısız gücün ifadesi değil. Şu anda dünyanın en modern manada bu tür şeyleri yatıştırmada kullandığı biber gazıdır. (Lokumcu’nun ölüm sebebinin biber gazından kaynaklandığı iddiası için) Yok. Alakası yok. Farklı o. Kalp olayı.” dedi.

İstanbul, Ankara, İzmir ve başka muhtelif kentlerde Metin Lokumcu’nun ölümünü protesto etmek isteyen kişilere yapılan polis müdahalelerinde fazla sayıda kişi gözaltına alındı. Yalnızca Ankara’da 54 kişi gözaltına alındı, 57 kişiye dava açıldı.

 

Protestolara Müdahale: Anayasa Mahkemesi Kararı
Anayasa Mahkemesi, öğretmen Metin Lokumcu’nun ölümüyle sonuçlanan olayları protesto etmek isteyen gruba müdahale sırasındaki yaralanmaları “insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele” olarak nitelendirdi.

Ankara’da Sakarya Caddesi’nde toplanarak Ak Parti İl Başkanlığı önüne siyah çelenk koyup basın açıklaması yapan gruba yapılan müdahalede protestocular darp edilerek gözaltına alındı. Protestocular, polis otobüsünde darp edildikleri ve tacize uğradıklarını belirterek savcılığa suç duyurusunda bulundu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, polislerin şiddet uygulamakla suçlandıkları şikâyetle ilgili takipsizlik kararını 29 Eylül 2015’te verdi. İtirazlardan sonuç alamayan 18 eylemci, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuruda bulundu. Kararında “İncelenen başvuruda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin kovuşturmaya yer olmadığı kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.” ifadelerine yer veren AYM, maddi ve usul boyutunun ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında” iki başvurucuya 6.000₺, iki başvurucuya 9.000₺ ve iki başvurucuya 15.000₺ net manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerektiğini belirtti.

Mahkeme ayrıca, “İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutunun ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında” beş başvurucuya 6.000₺, bir başvurucuya 9.000₺ ve iki başvurucuya 15.000₺ manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerektiğini belirtti.

AYM, polis müdahalesi nedeniyle 15 başvurucuya yönelik fiillerde “insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı”nın ihlal edildiğine karar verdi. Ayrıca, kötü muamele nedeniyle sorumlu polisler hakkında soruşturma başlatılması için karar örneği Ankara Başsavcılığı’na gönderildi.

Metin Lokumcu’nun Ölümü Hakkında Düzenlenen Raporlar
Trabzon Adli Tıp Kurumu hazırladığı ön otopsi raporunda Metin Lokumcu'nun ölümünü, "biber gazı ve heyecanın tetiklemesi sonucu gerçekleşen kalp krizine bağlı ölüm" olarak tanımladı. Daha sonra kurum tarafından hazırlanan kesin ölüm raporunda ise "Lokumcu’nun vücudunda öldürücü düzeyde kimyasal madde saptanmadığı, ölümün kendisinde mevcut kalp ve akciğer hastalığı sonucu meydana geldiği" ifade edildi.

 

Adli Tıp Kurumu Trabzon Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesi’nin 20.06.2011 tarihli otopsi raporunda; “kişinin ölümünün kendisinde mevcut kalpte enfarktüs ve intraalveoler taze kanamaya bağlı kalp ve akciğer hastalığı ile meydana gelmiş olduğu kanaati”ne yer verildi. Lokumcu’nun ailesinin avukatları bu raporda “mevcut” olduğu belirtilen akciğer ve kalp hastalıklarını tetikleyen sebebi ve yoğun kimyasal madde kullanımı ile kalp krizi arasında nedensellik bağı bulunmadığını açıklamadığı gerekçesiyle rapora itiraz etti.

Ailenin avukatları  Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi’ne yaptıkları başvuruda, Adli Tıp Kurumu’nun aşağıdaki sorulara yanıt vermediğinden hareketle, Lokumcu’nun ölümüyle kullanılan kimyasal gaz arasında nedensellik bağı olup olmadığı hususuna ilişkin bilimsel görüş istedi:

Adli Tıp Kurumu Trabzon Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesinin 20.06.2011 tarih ve 2011/1413/387/322 sayılı otopsi raporunun;

  • Metin Lokumcu’nun kalp krizi geçirmesinin nedeni nedir?
  • Mevcut olduğu bildirilen akciğer ve kalp hastalıklarını tetikleyen etken nedir?
  • Yoğun kimyasal madde kullanımı ile kalp krizi arasında nedensellik bağı nedir?
  • Otopsi esnasında analizi yapılan maddeler arasında gaz bulunmakta mıdır?
  • Hopa’da kullanılan gazın etken maddesi bilinmekte midir?
  • Hangi kimyasal madde kullanıldığı bilinmeden ölüm nedeni nasıl tespit edilmiştir?”

sorularına cevap vermediği ifade edilen başvuru neticesinde TTB bir rapor hazırladı.

             

TTB, 31 Mayıs 2011 tarihli hastane evrakları, ifadeler, Hopa Cumhuriyet Savcılığı ve Trabzon Adli Tıp Grup Başkanlığı’nın 1 Haziran 2011 tarihli otopsi bulgularının değerlendirilmesine dayandırdığı raporunda aşağıdaki bulgulara ulaştı:

  1. “Kişinin ölümüne neden olacak düzeyde bir kalp hastalığı ya da KOAH düzeyinde bir akciğer hastalığı olmadığı, otopsi raporu sonucunda bildirildiği gibi kendisinde mevcut bir hastalık sonucu ölmediği,
  2. Emosyonel olarak stresli bir ortamda kimyasal gaza (OC ve CS) maruz kaldığı,
  3. Bilimsel olarak en muhtemel ölüm mekanizmasının; kimyasalın ön planda solunum sistemi üzerindeki etkisi ile oluşturduğu akciğer hasarı, asfiksi, solunum yetersizliği, asidoz ve daha küçük bir olasılıkla sebep olabileceği ani hipertansif krizle birlikte gelişen akciğer ödemi ve tüm bu sayılan mekanizmaların tetikleyebileceği ventriküler fibrilasyon olduğu,
  4. Ölüm ile kimyasal gaza maruz kalma arasında nedensellik ilişkisi olduğu”

Adli Tıp Kurumu Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun Raporu
Kurulun 16 Aralık 2011 tarihli raporunda “kimyasal inceleme raporuna göre, otopside alınan örneklerde aranan toksik maddenin bulunmadığı, kendisinde kalp ve damar hastalığı bulunan kişinin ölümünün kendisinde mevcut hastalığın aktif hale geçmesi sonucu meydana gelmiş olduğu” belirtildi. Aile avukatları kimyasal gaz ile ölüm olayı arasında nedensellik bağı olmadığı hususunun Adli Tıp Kurumu raporunda aydınlatılmadığını, “kendisinde mevcut hastalığı” aktif hale getirenin ne olduğu sorusunun cevapsız kaldığını ifade ettiler.

Ailenin avukatları, TTB’nin raporunda değinilen, “bir akciğerinin 818 grama çıkmasını yani tek bir akciğerin ağırlığının, neredeyse iki akciğerin toplam ağırlığına ulaşmış olmasını da açıklamaktan uzak” olduğunu ifade ettiler. Yapılan itirazlar sonucunda dosya Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu’na gönderildi.

Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu’nun Raporu
Kurumun 24 Mayıs 2012 tarihli raporunda aşağıdaki bulgulara yer verildi:

  • Otopsisinde alınan örneklerin Kimya İhtisas Dairesi’nde yapılan tetkikinde
    • Etil alkol, metil alkol, uyutucu, uyuşturucu bulunmadığı sistematikte bulunan aranan toksit maddelerin bulunmadığı
  • Rutin olarak yapılan sistematik toksikolojik analiz içerisinde olay yerinde kullanıldığı iddia edilen ortho chlorbenzalmaloritre maddesinin sistematik olarak aranan toksit maddeler arasında bulunmadığından araştırmasının yapılmadığı,
    • Ancak kişinin olay yerinde fenalaşması üzerine 112 acil servis çağrıldığı, ambulans içerisinde müdahale edildiği, oksijen verildiği, hastaneye götürüldüğü, hastanede muayenesi esnasında öldüğü,
    • Literatürde ortho chlorobenzalmalononitrilo CS maddesine maruz kalan kişilerin temiz hava bulunan ortama alınması ve oksijen tedavisi uygulanması durumunda 10-15 dk. içerisinde vücuttan elimine olduğu bildirildiği de dikkate alındığında,
      • Kişinin olay yerinde gaza maruziyeti halinde de olay yerinde bulunduğu zaman ile ölümü arasında geçen süre nedeniyle ölüm sonrası otopsisinde alınan örneklerde bu gazın aranması durumunda da bulunmayacağı,
  • “Kronik kalp damar hastalığı bulunan kişinin ölümünün kendisinde mevcut kalp damar hastalığının olayın efor ve stresi ile aktif hale geçmesi sonucu meydana gelmiş olduğu,
  • Yakın mesafeden yoğun olarak ortho chlorobenzalmalononitrilo CS gazına maruziyeti olduğunun kabulü halinde, bu maruziyetin de kendisinde mevcut kalp damar hastalığının aktif hale geçmesinde efor ve stres faktörüne ilave faktör olarak kabul edilmesi gerektiği”

Metin Lokumcu’nun Ölümü Hakkındaki Yargılama Süreçleri
Aralarında dönemin İçişleri Bakanı Osman Güneş, dönemin Artvin Valisi Mustafa Yemlioğlu ve dönemin Hopa Kaymakamı Abdullah Aktaşın’ın da bulunduğu toplam 37 kamu görevlisi hakkında yapılan suç duyuruları nedeniyle "taksirle ölüme neden olma, görevi kötüye kullanma, zor kullanma sınırının aşılması" suçlamalarıyla yürütülen soruşturmalarda kovuşturmaya yer olmadığı kararı 9 yıl 3 ay sonra verildi. Yapılan itirazların da reddedilmesi neticesinde dosyalar Anayasa Mahkemesi’ne götürüldü.

Aradan geçen dokuz yıl beş ayın sonunda, Artvin İl Emniyet Müdürü ve Hopa İlçe Emniyet Müdürü'nün de aralarında bulunduğu 13 polis hakkında “taksirle ölüme neden olma” suçlamasıyla dava açıldı. Davanın görülmesine 24 Aralık 2020’de Hopa Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlanmasından bir gün önce “güvenlik” gerekçesiyle; davanın ilk duruşmasının Trabzon’da 21 Nisan 2021’de Trabzon 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmesine karar verildi.

Ailenin İçişleri Bakanlığı’na Açtığı Tazminat Davası
Lokumcu’nun ailesi İçişleri Bakanlığı’na karşı maddi ve manevi tazminat talebiyle Ankara 4. İdare Mahkemesi’ne dava açtı. Bakanlık, mahkemeye gönderdiği savunmada Lokumcu’nun protestocular içinde bulunduğunu, sloganlar attığını; Lokumcu’nun içinde bulunduğu grubun kalabalığı tahrik edecek pankartlar astığını ileri sürdü. Lokumcu’nun kalp krizi geçirdiği hatırlatılan savunmada şu ifadelere yer verildi:

“Unutulmaması gerekir ki, hukuka aykırı davranmanın mazereti olamaz. Hem devletin kamu düzenini bozmak için eylemde bulunup, hem de yaralanınca ya da vefat edince devletten tazminat talebinde bulunulması hukuk sisteminin koruduğu bir hak olmamalıdır. Hiç kimse kendi hukuka aykırı eylemine veya tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği gibi onun yakınlarının da bundan faydalanması kabul edilemez.”

Olaylar sırasında kullanılan gazın niteliğiyle ilgili iddialarla ilgili bakanlık şu ifadeleri kullandı:

“Geçici etki meydana getiren göz yaşartıcı mühimmatların toplumsal olayları denetim altına almak amacıyla kullanılmasında herhangi bir sakınca ve hukuki engel bulunmamaktadır. İdaremizin hizmet kusuru yoktur.”

Bakanlığın savunmasında ailenin istediği toplam 415 bin lira maddi ve manevi tazminatın fazla olduğu ileri sürülerek talebe ilişkin “Davacı tarafın uğramış olduğu zararların ve yapmış olduğu harcamaların açık ve net şekilde ispatlanarak ortaya konulması gerektiği açıktır. Ülkemizde son yıllarda istikrarlı bir şekilde düşük enflasyon yaşanmakta ve paranın alım gücü düşmemektedir. Tazminat talebi kabul edilirse faiz yasaya ve hakkaniyete uygun olarak hesaplamanın yapıldığı tarihten işletilmelidir” ifadeleri kullanıldı.

Metin Lokumcu’nun ailesinin avukatları yaptıkları Lokumcu’nun polislerle konuşup durumu sakinleştirmek isterken bir kez daha gaza maruz kaldığına, kardeşi Osman’a, “Nefes alamıyorum” dediği, ambulansa konarken de gaz bombası atıldığına değindiler. Lokumcu’nun “yoğun ve ölçüsüz gaz nedeniyle hayatını kaybettiğini” ve “devlet eliyle kullanılan kimyasal silah ile öldürüldüğünü” savunan avukatlar olaylarda kullanılan “OC” ve “CS” türü biber gazlarının ölümcül olduğu ve kimyasal silah konvansiyonu 1.5 sırasında yer alan ölümcül sonuçları olan “kimyasal silahlar” kategorisinde yer aldığını ve Türkiye’nin taraf olduğu Cenevre Sözleşmesi’ne göre de bu gazların kullanılmaması gerektiği mahkemeye bildirdiler.

Ayrıca, Lokumcu’nun ailesinin Rize İdare Mahkemesi’ne açmak istedikleri, devlet görevlilerin kusurları hakkında açılan tazminat davası “(…)davacıların murisi ve yakını olan Metin Lokumcu’nun yasadışı olaylarda aktif olarak rol alması sonucunda kendisinde mevcut kalp-damar hastalığının efor ve stres faktörüne bağlı olarak ölüm meydana geldiği görülmekle, bu bağlamda idarenin eylemi ile ölüm olayı arasında nedensellik bağı kesildiğinden davalı idarenin tazmin sorumluluğu bulunmadığı” gerekçesiyle reddedildi.

Lokumcu’nun Ölümü Hakkında Dokuz Yıl Sonra Düzenlenen İddianame
Biri Artvin İl Emniyet Müdürü, biri Artvin İl Emniyet Müdür Yardımcısı, biri Hopa İlçe Emniyet Müdürü, biri Erzurum Çevik Kuvvet Şube Müdür Yardımcısı ve dokuzu polis memuru olmak üzere 13 polis hakkında, “taksirle ölüme neden olma suçlamasıyla” ceza talep edilen iddianame 27 Temmuz 2020’de tamamlandı. Lokumcu ailesinden 7 kişi iddianamede şikayetçi sıfatıyla yer aldı.

Milletvekili seçimleri öncesinde olay günü gerçekleşecek miting öncesinde farklı siyasal partiler ve sivil toplum kuruluşlarının basın açıklaması yapmak istediğine değinilen iddianamede; protestocuların bir bina inşaatına çıkarak mitingi gerçekleştirecek Adalet ve Kalkınma Partili grubu “tahrik edici içeriği bulunduğundan bahisle” polislerin inşaat alanına yönlendirildikleri , ancak pankart açmak isteyen gruba mensup kişiler tarafından direniş gösterildiği, protestocuların megafonla uyarıldıkları ifade edildi.

İddianamede grubun dağılma ihtarına rağmen Cumhuriyet Meydanı’nda kaldığı, basın açıklamasından sonra halay çektiği ve 30 dakika süresince beklemeye devam ettiğine ileri sürülen gruba TOMA (Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı) ile su sıkılarak müdahale edildiği belirtildi.

Yargılanan Polisler Hakkındaki Suçlamalar
İddianamede polis memurlarının “gaz kullanabileceklerine ilişkin sertifikalarının olduğu ve göz yaşartıcı gazlar ile gaz maskelerini kullanma eğitimlerinin mevcut olduğu”, ” 37/38 mm kalibreli gaz fişeğini, model-5 gaz tüpünü ve gaz bombasını” olay yerinde gaz kullanıldığına ilişkin kamera görüntüleri ve beyanların mevcut olduğu ifade edildi. “Lokumcu’nun ölümü ile kimyasal gaza maruz kalma arasında nedensellik ilişkisi olduğuna ilişkin ve kişinin kendisinde mevcut kalp damar hastalığının aktif hale geçmesinde efor ve stres faktörüne ilave faktör olarak gaza maruziyetinin etkili olduğuna ilişkin raporun mevcut olduğu”nun ifade edildiği iddianamede şüpheli polis memurları “yoğun bir şekilde gaz kullanmaları ve gaz kullanma talimatı vermeleri nedeniyle” Lokumcu’nun ölümünden taksir düzeyinde sorumluluk sahibi olmakla suçlandı.

Üst Düzey Yetkililer Hakkındaki Soruşturmalar
Aile avukatlarının dönemin İçişleri Bakanı Osman Güneş, Artvin Valisi Mustafa Yemlihalıoğlu, dönemin Artvin İl Emniyet Müdürü Muhsin Armağan, dönemin Hopa Kaymakamı Abdullah Akdaş, dönemin Hopa İlçe Emniyet Müdürü Fatih Ünlü ile olay günü Hopa'da görev yapan kolluk amir ve memurları hakkında şikayetleri neticesinde yürütülen soruşturmanın akıbetlerine de yer verildi:

  • Dönemin Artvin Valisi Mustafa Yemlihalıoğlu:
    • “Soruşturmanın Anayasa’nın 148. Yargıtay Yasası'nın 27. Maddesi ve 4483 sayılı yasa hükümleri uyarınca görevsizlik kararı verilerek dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderildiği”
      • Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca dönemin Artvin Valisi olan Mustafa Yemlihalıoğlu hakkındaki evrakın ayrıldığı ve 2012/133 soruşturma 2012/54 karar numarası ile 08/10/2012 tarihinde işleme konulmama kararının verildiği,
    • Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şikayet edilen diğer kişiler hakkında ise 2012/134 Soruşturma 2012/21 karar sayılı görevsizlik kararı verilerek soruşturma dosyasının Hopa Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildiği,
  • Dönemin İçişleri Bakanı Osman Güneş:
    • “Anayasa’nın 100. Ve T.B.M.M. İçtüzüğünün 107. Maddeleri uyarınca soruşturma yapmaya yasal imkan bulunmadığından Cumhuriyet Başsavcılığımızca 17/12/2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karar verildiği,”
  • Dönemin Hopa Kaymakamı Abdullah Akdaş:
    • Hakkında Hopa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından görevsizlik kararı verilerek dosyanın 18/12/2012 tarihinde Artvin Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildiği
    • Artvin Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ise “4483 sayılı yasanın 10. maddesindeki düzenlemenin kovuşturma aşamasına ilişkin olduğundan bahisle dönemin Hopa Kaymakamı Abdullah Akdaş hakkındaki soruşturmada görevli olduklarını”;
    • “Ancak diğer kamu görevlileri açısından görevli olmadıklarını belirterek” 25/12/2012 tarihinde Hopa Cumhuriyet Başsavcılığı’na görevsizlik kararı verdiği,
    • Soruşturma dosyasının müteveffanın ölümüne ilişkin olduğu, kamu görevlilerinin üzerlerine atılı görevi kötüye kullanma ve zor kullanma yetkisinde sınırı aştıklarına ilişkin iddialara ilişkin Hopa Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2011/1190 soruşturma dosyasında 01/04/2016 tarihinde haklarında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği,
  • “Soruşturma dosyasının şüphelilerin kamu görevlisi olmaları ve görevlerine ilişkin suç olduğu düşüncesiyle soruşturma izni verilmesi amacıyla Artvin Valiliğine gönderildiği”
  • Artvin Valiliği’nin 04/10/2012 tarihli, 2012/14 karar numaralı kararında ilgililer hakkında soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararın verildiği,
    • Karara Lokumcu ailesinin avukatları tarafından itiraz edildiği, itiraz üzerine dosyanın itiraz merci olarak Trabzon Bölge İdare Mahkemesine gönderildiği,
      • “Trabzon Bölge İdare Mahkemesinin 29/01/2013 tarihli 2012/193 esas ve 2013/26 karar sayılı kararında Artvin Valiliği’nin soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararına kaldırılmasına ve soruşturmanın genel hükümlere göre işlem yapılmak üzere” dosyanın Hopa Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine karar verildiği.

 

 

1. Duruşma

Emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun ölümüyle sonuçlanan kimyasal gaz kullanımları nedeniyle, “taksirle ölüme sebebiyet vermek” suçlamasıyla dördü idari amir 13 polisin yargılandığı davanın Trabzon 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşması, 21 Nisan 2021’de daha büyük bir salona sahip olan 2. Ağır Ceza Mahkemesi salonunda görüldü.

Pandemi gerekçesiyle saat 10.00’da açılan adliyeye giren gazeteciler, güvenlik kontrolünün ardından giriş katında bekletildiler. Gazetecilere, Başsavcılığın talimatıyla “salona gazeteci alınmayacağı” bildirildi. Tepkiler üzerine, polis tarafından, “kendi aranızda anlaşırsınız” denilerek salona sadece iki gazetecinin alınacağı bildirildi.

Saati 09.30’a olarak belirlenen duruşma için gelen Lokumcu’nun müşteki (şikayetçi) sıfatı taşıyan aile fertleri ve avukatları ile izleyicilerin bir kısmı, saat 11.10’da salona kapasite dahilinde alındı. Salonda 30’a yakın izleyici hazır bulundu.

İzleyiciler

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekilleri ve parti yöneticileri, Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri ve Fındıklı Belediye Başkanı duruşmayı izledi. Ayrıca; aralarında Emek ve Demokrasi Platformu mensupları, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Başkanı’nın da bulunduğu meslek kuruluşları; Evrensel Gazetesi, Demirören Haber Ajansı ve farklı sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile çok sayıda müzisyenin bulunduğu 30’dan fazla izleyici duruşma için salonda hazır bulundu. Bazı izleyiciler salon kapasitesi yetersizliği nedeniyle salona giremedi.

Yargılama
45 dakikalık gecikmeyle başlayan duruşmada hakim; aleniyet ilkesi gereğince “birtakım izleyicilerin” alındığını, duruşma boyunca beyanların daha sonra yazılı dökümleri alınmak üzere SEGBİS’le kaydının (salondaki mikrofonlar ve kamera aracılığıyla) alınacağını, salona dışarıdan müdahale olması halinde duruşma salonun kapısını kapatacağını, belirtti.

Hakim, Hopa 2. Asliye Ceza Mahkemesi kararıyla, Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin kararı doğrultusunda dosyanın Trabzon 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ne nakil gereği tevdi edildiğini, savunması alınmayan iki sanığın savunmasının alındığını, hayatını kaybeden Metin Lokumcu hakkındaki adli raporlar ile olayın görüntü kayıtlarının istendiğini kayda geçirdi.

Yargılanan Güvenlik Görevlilerinin Avukatı Celal Karaoğlu’nun Beyanları
Salondaki avukatlardan ilk söz alan üç sanık polisin avukatı Celal Karaoğlu, müvekkilleri hakkında, “Kendileri ifade verdiler talimat duruşmasıyla. İfadeleri tekrar ederiz.” dedikten sonra şöyle konuştu:

“İddianame incelendiğinde öncelikle müvekkillerin aleyhine doğrudan isnat bulunmamaktadır. Hangi memurun hangi tarihte neyi yaptığı ile ilgili somut bir iddia bulunmamaktadır. Sanıkların tam olarak ne ile isnat edildikleri tam olarak ortaya çıkmamaktadır. Müvekkillerim olay yerinde farklı noktalarda yer almışlardır. Olay yerine yakın yerde yer almadıkları için olaya sebep olma konusunda kendilerinin sorumlu olduğunu düşünmemekteyiz.”

Avukatın savunmasına devam ettiği sırada hakim, izleyicilerden en ön safta bulunan kişiyi bacak bacak üstüne atmaması konusunda uyardı. Avukat Karaoğlu devam etti:

“(...) Net bir iddianame olmaması ve müvekkillerim olay yerinde olmadıkları düşününce, beraatlarını talep etmekteyiz.”

Metin Lokumcu’nun Ailesi’nin Avukatlarının Beyanları
Av. Meriç Eyüboğlu’nun Beyanları
Aile avukatlarından ilk söz alan davayı 2011’den beri takip eden Meriç Eyüpoğlu oldu. Eyüpoğlu sözlerine, “Söyleyeceğimiz çok şey var. Biz 10 yıldır bu duruşmayı bekliyoruz” ifadeleriyle başladı. Tüm sanık polislerinin ifadelerinin duruşma öncesinde talimatla alındığına dikkat çeken Eyüboğlu, iddianamede polisler hakkında istenen cezanın “taksirle ölüme sebebiyet verme” olmasını eleştirdi:

”İddianamede sanıkların yargılandığını fiil taksirle ölüme sebebiyet. Oysa burada yapılması gereken tartışmanın olsa olsa olası kasıtla olması gerektiği düşüncesindeyiz. Neyi tartışmamız gerekir? Burada gerçekten karşı karşıya kalınan fiil, kimyasal gaz sonucu Metin Lokumcu’nun ölümüyle sonuçlanan fiil, taksir olarak nitelendirilebilir mi? Burada asıl tartışılması gereken şey sanıkların(ölüm olayını) öngörüp öngöremedikleridir.

Bunu nasıl tartışabiliriz? İki şekilde. Bir, kimyasal gazlar nasıl şeylerdir? Dosyada çok sayıda bilimsel makale vardır. Size bir doysa halinde vereceğiz birazdan.

2007-2011 sürecinde Metin Lokumcu’nun ölümünden önce de (Türkiye’de) kimyasal gaz kullanıldı. Bunların kullanımına ilişkin iki mesele var; 2007’den 2011’e kadar olan akış (dosyada) var. Bu ölümler gaz sonucunda ölümler mi?”

Av. Eyüboğlu Metin Lokumcu’dan önce gaz kullanımı sonucu hayatını kaybeden kişilerden örnek verdi. Kimyasal gaz kullanımı kaynaklı ölümlerin devam ettiğini ifade eden Eyüboğlu gaz kullanımına ilişkin uluslararası mevzuatı Türkiye’nin ihlal ettiğini savundu:

“Kimyasal gaz kullanımı konusunda ulusal ve uluslararası mevzuat var. Savcılığa kullanılan kimyasal gazları sorduk. Artvin Valiliği cevap verdi. Türkiye'de iki gazın kullanıldığı söylendi. Bu dosyada da Hopa’da da o iki gazın kullanıldığını biliyoruz. Bu iki gaz sözleşmelerde geçiyor. Ve kimyasal gaz oldukları için yasaklı listede geçiyor. Ve (burada) az kullanılması çok kullanılması üzerine tartışmalar yapıyoruz.”

Bahsi geçen kimyasal gazların öldürücü olmasının Adli Tıp raporlarıyla belgelendiğini ifade eden Av. Eyüboğlu, bu konuda 14 farklı eki mahkemeye sunduğunu söyledi. Hakimin “Ne hususta?” sorusuna “Kimyasal gazların öldürücülüğü ve yaşamsal tehlikesi konusunda” cevabını verdi. Beyanlarına devam etti:

“Sonraki aşamalarda uzman da dinletmek istiyoruz. Metin Lokumcu'nun yüzüne gaz sıkıldığına ilişkin belge sunacağız. Metin Lokumcu ailesi adına idare mahkemesine başvurduk. Mahkemeye sunulan belgede EGM (Emniyet Genel Müdürlüğü) Güvenlik Daire Başkanlığı “bu gazları herkes kullanamaz” diyor. OC gaz spreyi kullanımı başlıklı yazıyı sunduk. Bu gazı yalnızca eğitimi olan kişiler kullanabilir, özel eğitim ve sertifikasyon gerekiyor. Göz yaşartıcı gaz silahları kullanım talimatları var. Onu da soruyoruz size. Bu 2008 tarihli talimat şu ankine benzer. Burada bu “silahları kullanma taktikleri” diye bir bölüm var, “Amirin vereceği taktik doğrultusunda belirtilen dozda gaz kullanılacağı” belirtiliyor.

Hopa'da sekiz saat gaz kullanıldı. “Kullanılan gaz bitti” diye beyan var. Gaz stokları bitiyor sayın hakim. Birbirlerinden gaz istiyorlar. Teslim tesellüm tutanağıyla veriyorlar. “Eğitim almayanların bu gazı kullanamayacağı” belirtiliyor. Bu eğitimi alanların gaz kullanımı sonucunda olanları öngörmemeleri mümkün değil. O zaman burada taksir tartışması yapmak anlamlı mıdır?”

Av. Eyüboğlu, hakimin dosyayı “olası kasıtla insan öldürme” suçlamasıyla yargılama yapılması için ağır ceza mahkemesine iletmesi gerektiğini ifade ederek, mahkemeden “görevsizlik kararı” vermesini talep etti.

Av. Sercan Aran’ın Beyanları
Av. Aran sözlerine taksir tartışmasına ilişkin beyanda bulunmak istediğini söyleyerek başladı. Görülmekte olan davanın “kaçırıldığı” bir yerde bu yargılamayı yapmanın adil yargılanma hakkının ihlali mahiyetinde olduğunu ifade etti:

“O gün, 31 Mayıs 2011’de Hopa'da ne olacaktı? Başbakan Erdoğan Hopa'da miting yapacaktı. Doğasına çevresine ekolojisine sahip çıkan vatandaşlar da doğa tahribinin sorumlusu olarak gördükleri Başbakan’ı protesto etmek istemişlerdi. Bireylerin yaşam hakkı ve çevre hakkı kısıtlandığında bunu protesto etmeleri onların hakkıdır. Onlar haklarını kullanmaya başlamadan protesto şiddetle bastırılmıştır. Birçok ilden getirilen kolluk personeliyle yurttaşların haklarını kullanmaları engellemiştir. Ve Metin Lokumcu hayatını kaybetmiştir. Bunun sonucu ülkemizde eleştiri yapmanın sonucunun “öldürülmek” olduğu gerçeğidir.

“Kolluğun burada yapması gerek neydi” tartışmasını yürütmek gerekir. Ses çıkarmak isteyen bireylerin Anayasa ve sözleşmelerle belirlenen protesto hakları vardır. Burada hakların kullanımına müsaade edilseydi hiçbirimiz burada olmayacaktık. Metin Hocamızın ölümünü tartışmaya açtık. Kolluğun birçok icrâi hareketi sonucunda Metin Lokumcu hayatını kaybetmiştir.

Özü itibariyle suçun bir fiil ve hareket niteliğini tartışmamız gerekir. Fiilin esasında da belirleyici bir önem var. Suçun manevi unsuruna ilişkin bazı çıkarımlarda ulaşan yaklaşımlar hareketin farklı yönlerinin analizini hayati kılmaktadır. Burada hareketin suçun yalnızca maddi yönüne ilişkin olmadığı, kasıt yönünün de olduğunu ortaya koymak gerekir.

Metin Lokumcu'nun öldürülmesindeki ilk hareketin başlangıcı aslında bu temel hakkın kullanılmasına yöneliktir. Bu temel hak hangi hak? “Su haktır” demek için bir basın açıklaması yapmak istiyorlar. Yedi ilden takviye kuvvetler silahlı gazlı personel ve TOMA’lar getiriliyor. Bizce, olası kast yönüyle tartışılması gereken; kolluğun ve yargılanmaya dönemin Başbakanı, İçişleri Bakanı, Artvin Valisi, Hopa Kaymakamı’nın bütünsellik hareket ettiği kanaatindeyiz.

Mevcut 13 sanığın sorumluluğu olduğu düşünmüyoruz. Bu sanıklara emri verenler yüzlerce silahlı polis yığınak yaparak bir temel hakkı kısıtlamanın ötesinde bir irade gösterilmiştir. Amacı sadece anayasal hak kullanımı olan vatandaşlara karşı kolluk gücünün tüm mühimmatın kullandığı ve Metin Lokumcu da dahil yurttaşların "yeter artık" diyerek tepki göstermesi sonucunda Metin Lokumcu’nun öldürülmesini tartışıyoruz. Buradaki niyet, anayasal haklarını kullanan vatandaşlara, düşmanca bir ‘ne olursa olsun’ tavrı söz konusudur.”

Metin Lokumcu’nun Aile Fertlerinin Beyanları
Ulaş Lokumcu
Müşteki sıfatıyla ifade vermek üzere Metin Lokumcu’nun oğlu Ulaş Lokumcu kürsüye geldi:

“31 Mayıs 2011 de öldürülen metin Lokumcu benim babam. Tüm aile fertleri ile buradayız. Herhalde 13 sanık bizim yüzümüze bakmak istemediler. Bir göz göze bakmak isterdim kendileriyle. O gün 22 yaşında bir üniversite öğrencisiydim. Bugün 32 yaşında, çocuk sahibi biriyim. Benim babam torunu için vefat etti. “Ben torunumu getirip o derede yüzdüreceğim” dedi. O gün orada polisler benim babamı öldürdüler.

Onunla gurur duyuyorum. O gün oradaki iktidar, istediğini yapsaydı belki o derelerde HES’ler olacaktı. Umarım siz de adaletin yerini bulmasını sağlarsınız.

O gün İzmir’deydim. Sabah 10.30 sularında babam beni aradı. ‘Bizim çocuklar HES’ler için basın açıklaması yapacaklar’ dedi. ‘Neden?’ dedim. Tayyip ‘Erdoğan geliyor ya, belki bizi duyar’ dedi. ‘Baba artık emekli oldun’ dedim. ‘Boş ver. Biz orda olmazsak olmaz. Bizim de bir söz hakkımız var’ dedi. 11.45 te aradı beni. ‘Evlat, TV’ye bakmıyor musun? Basın açıklaması bitti. Bizim burayı darma duman ettiler.’ dedi.

‘Sende bir şey var mı?’ dedim. ‘Yok. Büfenin kenarındayım. Oğlum hiç tanımadığım polisler var, çok gaz sıkıyorlar. Eğer biz büyükler olmazsak bu polisler gençleri ziyan edecek’ dedi. Bir şey daha söyleyecektim ki, ‘Oğlum biber gazı sıkıyorlar’ dedi. Kapattı telefonu.

Son konuşmam oldu. Telefonu kapattım. Arkadaşım ‘Gel bi hava alalım’ dedi. Dışarı çıktım. İzmir Bornova'daydım o zaman. Uçak saati geldi. Beyaz tişörtlü siyah pantolonlu bir beyefendiyi fark ettim. Telsizi vardı. Tam geçerken yolda havalimanında ekranda gördüm babamın vefat ettiğini. Trabzon'a indim Adli Tıp’a gittik. Oradaki babamın arkadaşları ‘burada yapacak bir şey yok’ dediler. Arabaya bindik. Yola çıktık. Ölmesini konduramadım.”

Hakim, Lokumcu’ya “Bir rahatsızlığı var mıydı” sorusunu yöneltti. Ulaş Lokumcu cevap verdi:

“Hayır gayet sağlıklıydı, ben babama yürürken ormanda yetişemiyordum. Hopa’nın girişinden çıkışına geldik. Tekrar durdurdular tekrar kimlik gösterdik. ‘Oğlu musunuz’ dediler. Jandarma tekrar durdurdu. Tekrar kimlik isteyince isyan ettim. ‘Hayırdır sıkıyönetim ilan edildi de haberimiz mi yok?’ dedik. (Başbakan Erdoğan'ın beyanları hakkında) Tabii ki bizim kültürümüzde ölünün arkasından güzel konuşmak vardır. Kendisi öyle konuşmayı tercih etmedi o zamanlar. Babam belki anlayamadı. Biz o görüntüleri sonradan anladık. O kadar insana zulmedildi.”

Hakim Lokumcu’ya tekrar, “Babanızın bildiğiniz kadarıyla herhangi rahatsızlığı yoktu?” diye sordu. Lokumcu, “Ben çok küçükken ufak bir kalp spazmı geçirmişti” cevabını verdi. Hakimin “Yaptığınız görüşmelerde şöyle böyle oldu diye bilgi var mı?” sorusunu Lokumcu “Babamın kendi beyanı var. ‘Hopa'daki eylemden dolayı bir gözaltı listesi varmış. Belki bizi gözaltına alabilirler.’ demişti.” ifadeleriyle cevapladı. Bunun üzerine hakim, “Nasıl anlattılar gaza maruziyeti” sorusunu yönetti. Lokumcu cevap verdi:

“Babamlara olay anı oluyor. Birden gaz sıkıyorlar. En önde babamın önüne geliyor. Birkaç arkadaşı vardı orada. Çok yakın gaz kapsülü ve tüplü biber gazı sıkılıyor. Gençler bir tarafa Hopalılar bir tarafa savruluyor. Sonra babam polislerle konuşuyor, ‘Neden bu kadar sıkıyorsunuz’ diyor. Tam babamın çok yakından, ağzına biber gazı sıkıldığını duydum.”

Lokumcu, şikayetçi olduğunu ifade ederek sözlerine son verdi.

Gülay Lokumcu
İkinci söz verilen kişi Metin Lokumcu’nun eşi Gülay Lokumcu oldu. Şikayetçi olduğunu ve davaya katılmak istediğini ifade etti.

Neşe Gülhan
Müşteki sıfatıyla söz verilen Metin Lokumcu’nun kardeşi Neşe Gülhan şöyle konuştu:

“Metin Lokumcu anlatılamaz ancak onunla yaşanır ve anlayanlar bilir. Öncelikle avukatlara, yol arkadaşlarına ve meslek arkadaşlarına teşekkür ediyorum. Biz Metin Lokumcu’yu kaybettik ama arkası artıyor eksilmiyor. Gerçekten 10 sene önce çok acı yaşadık.”

Hakim, Gülhan’a “olayı gördünüz mü?” sorusunu yöneltti. Lokumcu’nun kardeşi “Hayır.” dedikten sonra devam etti:

“En çok canımızı yakan...  Abim yirmi sene öğretmenlik yaptı. Vefat ettiği zaman, daha toprağa girmemişti abim. (Dönemin Başbakanı’nın sözlerini kastederek) İsim olarak hitap etmedi. Sıradan bir insanmış gibi ifade etti. Ona çok üzüldüm.”

Ayşe Bekar
Metin Lokumcu’nun kardeşi Ayşe Bekar söz aldı:

“Kız kardeşiyim. Bu haberi aldığımda kızımın mezuniyetine geliyordum. Düzce'de otobüsün içinde öğrendim. Düşünün. O psikolojiyle 16 saat yolculuk yaptım. Burada abimin karakter ve bize olan bağlılığını iki cümleyle ifade etmemiz mümkün değil. Sağlığıyla ilgili çok yalan yanlış şeyler söylendi.”

Hakim, müşteki Bekar’a Metin Lokumcu’nun sağlık problemi olup olmadığını sordu. Bekar cevap verdi:

“Kesinlikle. Ağrı kesici bile kullanmazdı. Gençleri ava çıkarırdı. Çocuğu yaşındaki çocukları alıp gezdirirdi. Size soruyorum? Astımı olan insan, kalbi olan insan dağa tırmanabilir mi? Hiçbir ilaç kullanmıyordu. Sadece çok heyecanlıydı. Hayat dolu bir insandı. Hayattan kopardılar.

Üç ay evvel dağda karlı havada yol yürüdüğümüzü gösteren resimler var. On yıldır acımız kapanmıyor. Devlet bizi adeta cezalandırıyor. O yetmedi. İki tane karikatür paylaştım. Diye bana 11 ay ceza verdiler. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Buraya bizi desteklemek için gelenlere teşekkür ediyorum.”

Yeter Babalık
Söz alan bir sonraki müşteki, Metin Lokumcu’nun diğer kardeşi Yeter Babalık; Metin Lokumcu’nun kendisini doğayı korumaya adadığını söyledi. Sorumluların en ağır cezayla cezalandırılmasını talep etti. Adalet istediklerini söyledi:

“Adalet istiyoruz. Sorumlular en ağır cezayla cezalandırılsın. Elinde sopa silah yoktu. Şiddet uyguladılar, öldürdüler. Ellerine ne geçti? Düşünün bu dava neden bu kadar uzadı? Hepsinden şikayetçiyim.”

Şengül Çiçekoğlu
Söz alan bir sonraki müşteki Metin Lokumcu’nun diğer kardeşi Şengül Çiçekoğlu oldu:

“Çok sevilen bir insan. Herkes tarafından takdir edilen bir insan. Bize o kadar güzel şeyler öğretti ki. Sevgiyi, dayanışmayı…Abimi anlatmam gerekiyorsa... Abimin çok güzel bir yüreği; annesine, abisine, hepimize çok güzel bir yüreği var. Abimden dolayı annem de akli dengesini kaybetti.”

Mete Lokumcu
Dinlenen son müşteki, Metin Lokumcu’nun kardeşi Mete Lokumcu şöyle konuştu:

“Hopa Kaymakamı muhtar olmamdan dolayı beni aradı, ‘Acele gel’ dedi. Metin Lokumcu ambulansa alınırken ben de Hopa’ya yetiştim. Ambulansın önünde(...) Her tarafta nefes almak çok zordu. Ambulansın içinde görmedim ama ambulanstan çıkarken abimin suratını gördüm. Tanımasam Metin Lokumcu olduğuna kanaat getirmeyecektim. Gözleri dolmuştu, şişmişti. Tanıyamadım.”

Hakim, Mete Lokumcu’ya, “Ambulansa ilk gittiğiniz anda görgünüz var mı?” sorusunu yöneltti. Lokumcu cevap verdi:

“Hastaneye kadar 1.5 - 2 km kadar toz bulutuydu. Hastanenin bahçesi bile. Ambulanstan çıkar çıkmaz, seslendi, ‘mahvettiler beni’. Kalp masajı yapılırken bir bakayım dedim. Bırakmadılar.

(…) O gazı sıkanlar nasıl bilerek yaptılar? Onlar dışında kimse bu işi bilinçli yapmadı. Üç kere değil bir kere bile düşünmediler. En ağır cezayla yargılanmalarına istiyorum. 10 yıl geçti.”

Müşteki aile fertlerinin şikayetçi olduklarını beyan etmelerinin ardından saat 12.30 itibariyle duruşmaya yarım saat ara verildi.

Görevsizlik Taleplerinin Reddi ve Avukatların Katılma Talepleri
Davaya katılma taleplerini iletmek üzere İzmir Barosu, Artvin Barosu, Trabzon Barosu, Diyarbakır Barosu, Bursa Barosu, Trabzon Barosu, muhtelif baro ve sivil toplum kuruluşlarından 30’a yakın avukatın bulunduğu duruşma, saat 13.18’de yeniden başladı. Hakim, “duruşma düzenine gösterilen riayet” konusunda salondakilere teşekkür ettikten sonra görevsizlik talepleri hususunda iddia makamına görüşünü sordu. Savcı, “gelinen aşama itibariyle dosya kapsamında toplanan deliller değerlendirildiğinde mahkemenin takdirinde değişiklik oluşması halinde görevsizlik kararının her zaman verilebilecek olması hususları birlikte gözetilerek, müşteki avukatlarının görevsizlik kararı yönündeki taleplerinin bu aşamada reddine karar olunması” ifadelerini kullanarak, polislerin “taksirle ölüme sebebiyet vermek” suçlamasından daha ağır bir suçlamayla yargılanmak üzere, dosyanın ağır ceza mahkemesine gönderilmesi istemiyle görevsizlik talebinin reddedilmesini talep  etti.

İzmir Barosu Başkanı Özkan Yücel, davaya katılma taleplerini ara karardan önce mahkemeye iletmek istediklerini, söyledi. Hakim katılma taleplerinin dinlenmesi talebini kabul etti. Farklı illerin barolarından gelen başkan ve temsilci düzeyinde avukatlar mahkemeye katılma taleplerini ilettiler.

Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren’in Katılma Talebi
Baro başkanı Av. Nahit Eren katılma taleplerinin gerekçelerini sıraladı:

“Diyarbakır Barosu olarak biz cezasızlıkla mücadele ettik. 2011’de işlenen bir cinayetin davasının bugün görülüyor olması, bu 10 yıllık süreç, bizim neden davaya katılmanız gerektiğini gösteriyor.

Maalesef yıllardır kamu görevlileri eliyle yaşanan insan hakları ihlalleriyle mücadele ediyoruz. Cumhuriyet tarihi boyunca değişmeyen bir politika var bu ülkede: cezasızlık. Mağdur değişmiyor. Cizreli mağdur, Hopalı mağdur... Yargı, üzerine düşen kamu vicdanını rahatlatacak kararlarıyla mağdurların adalet duygusunu tatmin etmeli. Bizim amacımız mağdurların adalet talebini yerine getirmek ve yeni bir iklim oluşturmak. Bu iklim de sizin etkin bir kovuşturmayla vereceğiniz hükümle oluşacak. Biz, kanunun bize tanıdığı görevle katılma talebinde bulunuyoruz. CMK'yı dar yorumlamamanızı umuyoruz.”

Artvin Barosu Başkanı Ayla Baran’ın Katılma Talebi
Baro başkanı Av. Ayla Baran devletin görevlerinin bir tanesinin de ‘vatandaşların insan hak ve özgürlüklerin kullanabilmesi için yolu açmak’ olduğunu söyledi. Devletin aslında böyle bir görevi olmamasına rağmen, hak ve hürriyet kullanımına gereksiz müdahale ettiğini; polisin görevinin hakkını kullanan vatandaşın işini kolaylaştırmak, olduğunu söyledi. Av. Baran polisin gaz kullanımını mercek altına aldı:

“Bu kimyasal gazın orantısız ve aşırı miktarda kullanıldığı sonuçtan belli. Nasıl kullanılacağı hakkındaki talimatlara da uyulmadığı belli. Hal böyleyken kolluk görevlilerinin sonucu öngörememiş olmalarını tartışmak bile... Birinin yakın mesafeden ağzına kimyasal sıkarsanız ölür…

Kimyasal gaz kullanılması gerekli bir şey miydi? Bir trafik kazasında bile, ehliyetinde sorun olan bir adam için ağır cezada dava açabiliyoruz. O nedenle, bu dosyanın yeri mahkemeniz değildir. Artvin Barosu adına talebimizi yineliyoruz.

Sayın yargıç, merakınızı celp etmiş olabilir, “Barolar hep birlikte gidiyorlar mı, katılma talebinde bulunuyorlar mı” diyebilirsiniz. Başka dosyalara, herhangi taksirle ölüm dosyasına barolar olarak müdahil olmuyoruz. Çünkü avukatlık kanunu bize görev vermiş. Korumamız gereken menfaatler, insan haklarını savunmak görevi de kanunla verilmiştir. Bu herhangi bir ölüme sebebiyet davası değildir. Bu insan haklarıyla ilişkili bir dava. Hak gaspının sorumluları devlet yetkililerindir. En alttan en üste. Bizim burada bulunmanızı sebebi baroların hak ihlaline uğrayan tüm yurttaşlar için görev sahibi olmalarıdır. Meslektaşlarımızın Bursa'dan, başka şehirlerden buraya gelmelerinin sebebi budur.

Size emsal kararlar sunuldu. (Görevsizlik hakkında) Elbette daha sonra da karar vermeniz mümkün ama şimdi de karar verebilirsiniz. Bu insanların gerçekten yargılamayı yapacak merciinin karşısına çıkmasını sağlamak durumundasınız. Bu nedenle meslektaşlarımın görevsizlik konusundaki tüm taleplerine katılıyorum.

Avukatlık kanununda verilen görev gereği, korumamız altına verilen bir hukuksal menfaatin ortadan kaldırılmış olması nedeniyle zarara uğramış durumdayız. Talebimiz kabul edilsin.”

Van Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Karataş’ın Katılma Talebi
Av. Mehmet Karataş ölüm olayının öngörülüp öngörülemeyeceğini tartışarak katılma talebini iletti:

“Metin Lokumcu’nun ölümü önlenebilir mıydı? Tabii ki öngörülebilirdi. Biz bölge insanları olarak, bu gaz bombalarına daima maruz kalan insanlarız. Bu gaz bombasının kullanılması da yargılanmalıdır. Bu fiilden dolayı bir insanın yaşam hakkı ihlal edilmiştir.”

Trabzon Baro Başkanı Sibel Suiçmez’in Katılma Talebi
“Bu dava bize Türkiye'de adalete erişimin ne kadar zor olduğunu ve bağımsız savunmanın önemini göstermiştir. Eğer aile mücadeleyi yürütmeseydi, eğer çok değerli meslektaşlarım dosyanın peşinden gitmeseydi bugün bu dosya önümüze gelmemiş olacaktı. Onları kutlamak istiyorum.

Burada metin Lokumcu'nun öldürüldüğü gün aslında hepimiz bir parça öldürüldük. Dolayısıyla bugün bu yaptığınız yargılama, gelinen bu aşamada bu devlete güven duyulmasını temsil edecek olan sizlersiniz. Vereceğiniz kararlar bu ülkede insanların devlete olan güvenini artıracaktır veya eksiltecektir. Dolayısıyla Metin Lokumcu öldürülmüştür ama biz geleceğimize dair umutlarımızı hala yeşertiyoruz. (…)

Trabzon Barosu olarak Avukatlık Yasası’nın bize verdiği görev ve yetki nedeniyle katılma talebimizin ve görevsizlik kararının kabulünü talep ediyoruz.”

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD)Temsilcisi Ayşegül Karpuz

“Bir uluslararası sözleşmeden bahsedeceğim. Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’ne bağlı Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler, Havana Kuralları. Hukuk örgütlerinin meslek örgütlerinin hak ihlallerin karşı yargılamada etkin rol oynamasının önemine atıfta bulunur. Sözleşme, hak ihlallerinin avukatlar tarafından takibinde, devletin kolaylaştırıcı bir rol oynaması gerektiğini söyler.“

Avukat Ayşegül Karpuz, ÇHD’nin önceki başka hak ihlallerinin ortaya çıkarılmasında rol aldığını ve muhtelif hak savunuculuğu faaliyetlerinde bulunduğunu, söyledi. Metin Lokumcu’nun öldürülmesinin ardından ölüm olayını ve inşa edilen HES’leri (hidroelektrik santral) protesto eden pek çok eylemin gerçekleştiğini hatırlattı:

“(Türkiye’de) Biber gazıyla ilgili ölümler devam etti. Gezi'de de gerçekleşti. Başka bir yurttaşımızı daha kalp krizinden kaybettik. TCK’da (Türk Ceza Kanunu) silahın tanımına da bakmak gerekir. Yakıcı, yanıcı, zehirleyici gazlar da… Vatandaş kullandığında silah olan şey PVSK’ya (Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu) bakıldığında size maddi güç olarak gözükebilir; ama maddi gücün nasıl kullanıldığı önemlidir. Biz bu dosyada biber gazının bir silah olarak kullanıldığını düşünüyoruz. Bir yurttaşımız, Metin Lokumcu bu silahın kullanılması sonucu hayatını kaybetmiştir. Bu davanın yeri ağır ceza mahkemesi. Eğer 6. madde, adil yargılanma hakkı söz konusuysa mağdur tarafının bunu gerçekten hissedebilmesi gerekir. Sizin mahkemenizde yargılamaya devam edemeyiz.”

Av. Karpuz görevsizlik talebini tekrarladı ve ÇHD adına katılma talebini mahkemeye iletti.

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği’ni (ÖHD) Temsilen İlknur Alcan’ın Katılma Talebi

Avukat İlknur Alcan, derneklerinin insan hakları alanında faaliyet yürüten bir dernek olduğunu, başta cezasızlıkla mücadele olmak üzere yaşam hakkı ve diğer hak ve özgürlükleri amaçlarının yargılama konusunu ilgilendirdiğini söyledi, görevsizlik talebini yineledi.

Sanıkların neredeyse hiçbiri buraya gelmedi. Talimatla (sanıkların ifadesinin önceden alınmasını ve duruşmaya çağrılmamalarını kastederek) ifade aldınız. Cezasızlıkla mücadele eden bir dernek olarak, dosyaya katılma talebinde bulunuyoruz.”

Av. Alcan; zaman aşımıyla karşı karşıya kalan dosyanın davasının 10 yıl sonra asliye ceza mahkemesinde “taksirle ölüme sebebiyet verme” suçlamasıyla açılmasının dosyanın, cezasız kalacağının ve sanıkların ödüllendirileceğinin bir göstergesi olduğunu, söyledi. Görevsizlik ve katılma taleplerini tekrarladı.

Halk Evleri Derneği’ni Temsilen Seçil Ege Değerli
Avukat Seçil Ege Değerli, ceza yargılamasın bir yandan yargılama konusu olan olayın, yani geçmişin canlandırılması olduğunu söyledi.

“Bu olayların başına gidersek metin Lokumcu'nun neyi savunduğun da burada belirtmek gerekiyor. Hukukun hak öznesi olan varlıklar insanlardır. Dağı, kuşu, doğayı kim savunacak? Onlarla yaşayan insanların doğaya sahip çıkması bir yurttaşlık hakkı ve görevidir.

Metin Lokumcu evinin kıyısındaki derelere kurulmak istenen hidroelektrik santrallere karşı çıkmıştır. İfade ve düşünce özgürlüğü haklarını savunmak isterken öldürülmüştür. Yeni kuşak haklardan olan çevre hakkının temel bir insan hakkı olduğu yazılı düzleme geçirilmiştir.

Anayasamızda yer alan çevre hakkı bir yandan Anayasa’nın 90. maddesi kapsamında taraf olunan sözleşmelerin bir iç hukuk normu olarak ele alınması gerekir. (…)

Metin Lokumcu çevre hakkını ve sağlıklı bir yaşam hakkını savunmak amacıyla kendi şehrindeki bir toplantıda bunu dile getirme hakkını savunmuştur. Yaptığı bir yaşam hakkı savunusudur. Dereiçi köyü halkının, dönemin başbakanının seçim vaadiyle yaptığı bir mitingde seçimle tekrar seçilmek isteyen yöneticilerine itirazını...

Emniyetin kolluk kuvvetinin birkaç gün önceden bu toplantıya yönelik hazırlık yaptığı duruşmada belirtildi. Olayın bizzat kendisi suçun delillidir. Yapılan tüm bu hazırlıklar daha barışçıl bir protesto başlamadan yapılan müdahale 'öngörülebilirlik' tartışmasını aşmıştır. Gaz kullanımı, bir kimyasal silah kullanımıdır. Bilinçli bir tercihtir. Bu tercih halen devam etmektedir. Türkiye'nin dört bir tarafında (…) yaşam alanlarına sahip çıkanlar daha itirazlarını duyurmaya başlamadan aynen o gün Hopa'da olduğu gibi çevre illerden kolluk kuvveti desteğiyle daha seslerini çıkaramadan şiddete maruz kaldılar. Bu, iktidarın devlet erkinin bilinci bir tercihtir. Bir anne çocuğunu döverken neyi amaçlar? Canını acıtmayı. Orada kullanılan biber gazıyla canın acıtılmak istendiği, en temel içgüdüsü olan yaşama arzusuyla o alandan uzaklaşmasını sağlamaktır. Yeter ki sussunlar ve o zamanki başbakanı protesto etmesinler. Başbakan'ın huzuru bozulmasın. Hangi sonuç elde edilirse edilsin.

Bu temel hakkın kullanımı, anayasamızda yer alan laik sosyal demokratik hukuk devleti ilkesine bağlı kalınarak devam edilmiş olsaydı o protestonun barışçıl şekilde yapılması sağlanırdı.

Bu yargısal sürecin bugüne kadar gelmiş olması ve görevsizlik talebinin reddinin (savcının talebi kastedilerek) talep edilmesi bize göre düşman ceza hukukunun uygulanmasıdır. Sanıklar kolluk kuvveti olmasaydı, rastgele şekilde ele geçirdiği bir biber gazını bir yurttaş başka yurttaşa atsaydı taksirden bahsedilebilirdi. Eminim ki ağır cezada mahkeme yapılıyor olurdu bu olay için.

Sırf kolluk kuvveti söz konusu olduğu için bunun bir olası kasıtla adam öldürme olmadığını düşünmek ve bu yargılamayı on yıl yapmamak... Bunun düşman ceza hukukun tecellisi olduğunu düşünüyorum. Şikayete bağlı olmayan bu suç ancak ailelerin ve avukatlarının talebiyle bugüne gelmiştir. Eğer bu talep olmasaydı devletin ve iddia makamının zaten soruşturmak ve yargılamakla sorumlu olduğu bu suç bugüne taşınmayacaktı.

Demek ki devletin refleksi bu tür bir suçta ancak şikâyet üzerine harekete geçiyor. Devlet refleksinin doğal savunucularının yasam hakkı konusundaki refleksleri o ve yargısal süreçlerdeki tutumlarını konuşmuş olduk. Bu yargılamanın olası kasıtla öldürme suçlamasıyla yapılması talebinin reddi halinde bu insanlar düşman ceza hukuku kapsamında kalacaklar.”

Av. Değerli dava dosyasının Hopa Mahkemesi’nden Trabzon’a getirilmesini, “dosyanın kaçırılması” olarak niteledi:

“Dosyanın buraya kaçırılması diyorum çünkü biz Hopa Asliye’deki duruşmaya hazırlık yaparken, duruşma günü dahi beklemeksizin, dosyanın buraya gönderildiğini öğrenmiş olduk. Bir yandan da zapta baktığımızda güvenlik gerekçesinde bahsediliyor. Soruyorum. Bu dosya içerisinde bu ailenin yargılamanın güvenliğini tehlikeye sokacağını ilişkin nasıl bir delil bulunmaktadır? Tüm kararlarınızı gerekçeli olması gerekir. Burada bir gerekçe görmüyorum. Nasıl bir tehdit oluşturuyor Hopa halkı? Demek ki Hopa halkına düşman ceza hukuku uygulanmak istenmektedir.

Metin Lokumcu hocamız, aynen Soma'da olduğu gibi, tarım alanlarını kaybettikleri için hayatını kaybedenler gibidir.”

Hakimin katılma talepleri hakkındaki görüşünü sorması üzerine savcı “doğrudan suçtan zarar görme durumlarının bulunmaması nedeniyle talebin reddine karar verilmesini” talep etti.

Hakim “Baro ve dernekler adına yapılan katılma taleplerininim CMK (Ceza Muhakemesi Kanunu) 237. madde uyarınca ancak mağdur suçtan zarar görenin davaya katılabileceği şeklinde düzenlendiğinden baro ve dernekler adına talebin reddine” karar verdi. Hakim, görevsizlik talepleri konusunda şunları kaydetti:

“Sunulan dilekçe ve ekleri ile flaş bellek içerisindeki video kaydı birlikte değerlendirildiğinde müteveffanın bir hastalığının bulunmadığını ifade etmeleri, (...) Olayın gelişimi ile iş bu dava dosyasındaki olayın gelişiminin farklı olması ve mahkememizce maddi hakikatin ortaya çıkartılması için resen araştırılacak hususların bulunması nedenleriyle, talebin reddine karar verildi.”

Aile Avukatlarının Beyanları
Söz alan müdahil avukat, soru sorabilmeleri için sanık polislerin duruşmada hazır bulunmaları için tebligat veya zorla getirme yoluyla mahkemeye getirilmelerini talep etti.

Av. Meriç Eyüboğlu’nun Beyanları

“Başlarken görevsizlik tartışması olduğu için ve aile 10 yıldır bugünü beklediği için az konuştuk. Ben anladım ki, siz orada ne olduğunu bilmiyorsunuz.

Metin Lokumcu gaza bir kez maruz kalmamış, defalarca maruz kalmış. Biz görev savma kabilinden bir iddianameyle burada olduğumuzu biliyoruz. Bu insanlar 2012’de raporlandığı halde 2020’de kabul edilen bir iddianameyi bekliyorlar.

Adalet duygusunun tecelli edeceğine ilişkin gözle de tatmin olması gerekir. Siz bize ne kadar nezaket gösterirseniz gösterin, biz adalet duygusu açısından burada tatmin olmadan çıkacağız. (…)

Gaz kullananlarının yoldan geçen veya herhangi çevik kuvvet mensubu olmadığına ilişkin belge de sunduk. “Amir emriyle yaptık” diyorlar kendi beyanlarında.

Eğer dosyayı biliyorsanız, bizim sadece bu sanıklardan değil, tüm emir zinciri hakkında şikayetçi olduğumuzu da bilirsiniz. Burada çok açık bir şey var. Bu kimyasal gazlar öldürüyor mu? Evet öldürüyor. Metin Lokumcu’yu öldürmüş mü? Evet öldürmüş! Adli tıp kurumu söylüyor. Siz ne karar verirseniz verin, biz tarihe not düşmek için bu mücadeleyi sürdüreceğiz.

Siz de burada iyi bir rol alın. Türkiye'de hukukun siyasallaşması noktasında umudunu kaybeden insanlara umut olmak istiyorsanız kararınızı yeniden değerlendirin.”

Hakim 14.30’da duruşmaya yarım saat ara verdi. Duruşma 15.12’de yeniden başladı.

Avukat Eyüboğlu’nun taleplerinin yeniden değerlendirilmesi talebini hatırlatması üzerine, hakim “Arada bakacağım ama bu duruşmada fikrimi beyan ettim” dedi. Bir “sürekli talebi ret - kabul...” durumu oluşmaması gerektiğini ifade etti. Eyüboğlu’nun itirazları üzerine, “Sizin fikrinize çok saygı duyuyorum yanlış olduğunu düşünebilirsiniz” dedi. Hakim, sanık polislerin avukatı ve savcıya aile fertlerinin katılma talepleri hususunda bir taleplerinin olup olmadığını sordu.

Sanık polisin avukatı, suçtan zarar görmedikleri için yakınlarının katılma talebini reddini istedi.

Savcı; aile fertleri, kardeşleri, çocuğu ve eşinin katılma taleplerinin kabulü yönünde mütalaa verdi.

Hakimin ara karar öncesi mütalaa istemesi üzerine savcı; Hopa 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin dava dosyalarında bulunan görüntü CD kayıtları ve fotoğrafların talep edilmesine rağmen gelmediğini belirtti. Tanık beyanları ve olaya ilişkin görüntülerin incelenmesine karar verilmesi talep etti.

Ara Karar
Hakim “Birtakım tanıklar hakkında yazılan talimatları geri çekmeyeceğini” söyledi. Sanıkların bulundukları yer, Başsavcılıklarına müzekkere yazılarak, sanıkların ön, arka ve yandan fotoğraflarının çekilmesine; boy kilo bel omuz genişliklerinin tutanakla tespitine; CMJ 196/2 gereğince sanıkların bizzat duruşmaya getirilmesi yönündeki talebin reddine, karar verdi. Ayrıca, “Suçun alt sınırı nedeniyle istinabe (uzaktan ifade) yasağı bulunmaması nedeniyle celse arasında sanıklara soruların dilekçeyle bildirilmesi halinde sorular değerlendirilerek gerekirse sanıkların mahkemeye gelmesi için talimat yazılmasına veya gerekirse SEGBİS’le ifadelerinin alınmasına” karar verdi. Avukatların kararın kanuna aykırı olduğunu ileri sürmeleri üzerine hakim, “Bu sizin takdiriniz. Benim yorumum bu” dedi.

İtirazlar ve Redd-i Hakim Talebi

İzmir Barosu Başkanı Av. Özkan Yücel itiraz etti:

“Benim kararım bu yönde diyebilirsiniz. Burada bir tek usul var ve o usul bizi olduğu kadar sizi de bağlıyor. ‘Gerekli olduğu halde soru sorulması’ diye bir usul yok. Sözlülük ilkesinin geçerli olduğu bir yargılama sisteminde nasıl ‘Sorularınızı yazılı olarak verin’ diyebilirsiniz? Siz hiç merak etmiyor musunuz? ‘Bu gazın öldürücü olup olmadığını bilmiyor musunuz’ diye sormayacak mısınız? Bu söylediğiniz şey yargılamanın bütününü adillikten uzaklaştırıyor. Soru sorma hakkı var.” 

Avukat Meriç Eyüboğlu

“Yargılamanın başından beri kendimizi anlatmaya çalışıyoruz. Bunu küçük harflerle yaptık. Anlaşılamadığımız açık. Bildiğimiz tüm iletişim yöntemlerini kullandık. Yargılamanın selameti açısından asgari bir adım atılmayacak mahkemeniz açısından.

Bizde sanıkları beraat ettireceğiniz yönünde kanaat oluşturan bir ara karar verdiniz. Biz adalet arayışımızı başka yerlerde sürdürelim o zaman.

Ara verdiniz, ‘arada tekrar değerlendireceğim’ dediniz. Ne hukuk dinliyorsunuz(...)”

Avukat Meriç Eyüboğlu redd-i hakim talebinde bulundu. Bunun üzerine hakim, talebin değerlendirilmesi için dosyanın Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verdi. Bir sonraki duruşma 28 Haziran 2021 saat 10.00’da görülecek.