İstanbul Sözleşmesi Ankara Davası

Ankara Kadın Platformu, 12 Ağustos 2020’de Ankara Kolej Meydanı’nda İstanbul Sözleşmesi üzerine yürütülen tartışmalara karşı bir protesto çağrısı yaptı. 20 Mart 2021’de Türkiye’de yürürlükten kaldırılan İstanbul Sözleşmesi henüz “feshedilmeden” önce, sözleşmenin Türkiye’de uygulanmasının tartışma konusu olduğu günlerde "İstanbul sözleşmesi Yaşatır! Haklarımızdan Vazgeçmiyoruz Yaşam Zincirinde Buluşuyoruz” çağrısı ile sözleşmeye sahip çıkan kadınlar gözaltına alındı.

Arka Plan 
Ankara Kadın Platformu, 12 Ağustos 2020’de Ankara Kolej Meydanı’nda İstanbul Sözleşmesi üzerine yürütülen tartışmalara karşı bir protesto çağrısı yaptı. 20 Mart 2021’de Türkiye’de yürürlükten kaldırılan İstanbul Sözleşmesi henüz “feshedilmeden” önce, sözleşmenin Türkiye’de uygulanmasının tartışma konusu olduğu günlerde "İstanbul sözleşmesi Yaşatır! Haklarımızdan Vazgeçmiyoruz Yaşam Zincirinde Buluşuyoruz” çağrısı ile sözleşmeye sahip çıkan kadınlar buluştu.

Polis, toplanan göstericilere, Kurtuluş Parkı’nın iç kısmının göstericiler için ayrıldığını söyledi. Eylemin yasadışı olduğu gerekçesiyle gruba polis tarafından 18.30 sularında müdahale edildi.  Hak sahiplerinin bir kısmı olay yerinden götürülürken, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün aynı gün yaptığı basın açıklamasında, yaklaşık 70 kişilik gruba gerçekleşen polis müdahalesinde 33 kişinin gözaltına alındığı bilgisi paylaşıldı.

İddianame
6 Ocak 2021’de 33 gösterici hakkında “Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama” suçlamasıyla ceza istenen bir iddianame düzenlendi. Davanın ilk duruşması 7 Haziran 2021’de Ankara 28. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek

1. Duruşma

Ankara Kadın Platformu’nun İstanbul Sözleşmesi’nden çıkış tartışmalarına karşı 13 Ağustos 2021’de Ankara Kolej Meydanı’nda düzenlediği eylemde gözaltına alınan 33 kadının “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na Muhalefet” suçlamasıyla Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandıkları davanın 1. Duruşması 7 Haziran 2021’de görüldü.

Yargılanan Hak Sahiplerine Duruşma Öncesi Polis Müdahalesi

Yargılama konusu gösteriyi düzenleyen Ankara Kadın Platformu’nun duruşma öncesi adliye önünde yapmak istediği basın açıklamasına polis müdahale etti. Beşi davada yargılanan hak sahipleri olmak üzere sekiz kadın gözaltına alındı.

Adliye Koridoru
Davanın görüleceği 28. Asliye Ceza Mahkemesi salon kapısına “duruşma PTT[1]’nin üst katında” yazılı bir kağıt asılıydı. Taraflar ve izleyiciler, duruşmanın tam olarak nerede görüleceğine dair net bir bilgiye sahip değildi. Daha sonra, savunma avukatlarından duruşmanın 1. Kat E Blok’ta görüleceği öğrenildi.

Büyük kısmı çevik kuvvet mensuplarından oluşan yaklaşık 20 polis memurunun duruşma salonu önünde konuşlandırıldığı ve salon kapısı önüne kurulan güvenlik bariyeri marifetiyle salona giriş çıkışlar kontrol altına alındı. Saat 10.20’den itibaren avukatlar ve yargılanan hak sahipleri duruşma salonuna çağrılmaya başlandı.

Kapı önünde bekleyen yargılanan hak sahipleri, gözaltına alınan eylemcilerin isimleri mübaşir tarafından salona gelmeleri için okunduğunda, bir ağızdan “Gözaltında!” yanıtını verdiler. Bunun üzerine yargılanan kişilerin salona çağrılmadan kendilerinin girmesi güvenlik görevlilerince talep edildi. Yargılanan hak sahipleri gözaltındaki eylemciler serbest bırakılana kadar salona girmeyi reddettiklerini belirttiler. 10.30’da, salon önünde görevli polis memuru “gözlemci veya basın mensubu hiç kimsenin salona alınmayacağı” bilgisini kapı önünde bekleyen gazeteci ve dava gözlemcileriyle paylaştı. Ankara Adliyesi’nin en büyük salonlarından birinde görülen duruşmaya izleyici alınmaması kararına pandemi koşulları gerekçe gösterildi.

Duruşma sırasında, salon önünde bekleyen çevik kuvvet mensuplarının bir kısmının salona girdiği görüldü.

Karar
Savunma avukatlarının duruşma öncesinde polis memurlarının gerçekleştirdiği müdahalede güç kullanılarak gözaltına alınması hakkında hakimin suç duyurusunda bulunması talebi reddedildi. Bir sonraki duruşmanın 26 Kasım 2021 saat 10.15’te görülmesine karar verildi.

 

[1] Ankara Adliyesi içinde bulunan PTT şubesi

2. Duruşm

Ankara Kadın Platformu’nun İstanbul Sözleşmesi’nden çıkış tartışmalarına karşı 13 Ağustos 2021’de Ankara Kolej Meydanı’nda düzenlediği eylemde gözaltına alınan 33 kadının “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na Muhalefet” suçlamasıyla, Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandıkları davanın 2. duruşması 26 Kasım 2021’de görüldü.

İzleyiciler
Duruşmayı Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi, Ankara Barosu Avukat Hakları Merkezi, Ankara Barosu Gelincik Merkezi, Ankara Barosu Toplumsal Dava Avukatları, Jin News, Mezopotamya Haber Ajansı ve Birgün gazetesi izledi.

Yargılama
Duruşma yargılanan hak sahipleri ve izleyicilerin yoğun katılımı nedeniyle büyük salona sahip bir ağır ceza mahkemesi salonunda görüldü. Duruşmada 39 savunma avukatı ve yargılanan 16 hak sahibi hazır bulundu. Duruşmadaki beyanlar daha sonra çözümü yapılmak üzere SEGBİS sistemiyle kayıt altına alındı.

Avukatların Derhal Beraat Talepleri
Söz alan bir avukat Güvenlik Şube’ye mensup polislerin dosyada taraf olmaları ve müvekkillerinin haklarını engelleyen konumda olmaları nedeniyle salondan çıkarılmalarını talep etti. Hakim, polislerin tutanakta imzaları olmaması sebebiyle polislerin dosyada taraf olmadıklarını ileri sürerek, talebi reddetti. Avukat, polislerin tutanakta imzaları olmasa da içinde bulundukları emir komuta inciri itibariyle dosyada taraf olduklarını belirtti. Önce “iki kişi bulunabilir” ifadesini kullanan hakim daha sonra polislere hitaben “dışarıda bekleyin isterseniz, bir durum olursa…” diyerek iki polisi salon dışına çıkardı.

Söz alan avukat, müvekkillerinin üç cümlelik bir iddianameyle yargılandığını, etkinliği organize eden Ankara Kadın Platformu’nun iddianamede “yasal kuruluşu olmayan” ifadeleriyle kriminalize edilmeye çalışıldığını vurguladı. Platformun kadına yönelik şiddetle mücadele eden eylem ve etkinlikler düzenlediğini söyledi. Ankara Kadın Platformu’nun kadına yönelik şiddetle mücadele etme isteğinden doğduğunu, savcının belirttiği gibi yasal olmamasının söz konusu olmadığını, platformun meşru olduğunu ifade etti. Avukat, platformun yaptığı eylem çağrısının bağlamını anlattı:

“(Ankara Kadın Platformu) Niçin çağrı yaptı? İstanbul Sözleşmesi kapsamlı bir uluslararası belge. Cumhurbaşkanı’nın bir müjde gibi sözleşmeden çıkılması tartışmalarını başlattığı bir gündemde, AKP MYK’sında (Merkez Yürütme Kurulu) sözleşmeden çıkışın tartışılması üzerine kadınlar sokakta protesto haklarını kullanmak üzere bir araya geldiler.”

Avukat, bir önceki duruşma öncesinde (adliye önünde basın açıklaması yapan) yargılanan hak sahiplerinin polis müdahalesine maruz kaldıklarını, darp raporu aldıklarını söyledi. T.C. Anayasası ve AİHS’e göre düşünceyi açıklama ve önceden izin almaksızın toplantı ve gösteri düzenleme hakkının garanti altına alındığını vurguladı. Hak sahiplerinin derhal beraatını talep etti.

Söz alan bir diğer avukat; iddianamede suç teşkil eden eylemin ve hak sahiplerinin ne ile suçlandığının belli olmadığını, soruşturmanın yürütülmesinin fezlekede, pandemiyi gerekçe gösteren kolluğun keyfiyetine bırakıldığını söyledi. Toplanma sırasında toplum sağlığını riske atan bir eylem olmadığını, müdahale sonrasında müvekkillerinin darp ve hakarete uğradıklarını söyledi. Müvekkillerinin, delil toplanmayı gerektirecek bir durum olmadığını ifade ettiği, dosyadan derhal beraat ettirilmelerini talep etti. Ayrıca, bir kısmı öğrenci olan hak sahiplerinin, yargılama dosyası nedeniyle burslarının kesildiğini, işlerinden olduklarını belirtti.

Avukat Süheyla Oğuz, iddianamenin kanunda tanımlı şeklî unsurları taşımadığını; yargılanan hak sahiplerinin avukatlarının, hak sahiplerinin gözaltına alınma ve serbest bırakılma saatlerinin iddianamede belirtilmediğini vurguladı. Eyleme katılan ancak soruşturmaya uğramayan kişilerin de bulunduğunu belirten Oğuz, müvekkilleriyle bu kişilerin arasındaki farkın da iddianameden belli olmadığını ifade etti. Ayrıca, kanun gereği lehte ve aleyhte delil toplaması gereken savcının iddianamede hiçbir lehte delile yer vermediğine dikkat çekti. Polis fezlekesinde bazı hak sahipleri hakkında “aralarında benzer kanuna aykırı eylemler nedeniyle görevlilerimizce tanınan” ifadelerinin yer almasına inanamadıklarını söyledi.

Hakim, avukatların derhal beraat taleplerini reddetti. Avukatların hakimden Anayasa gereği kararını gerekçelendirmesini talep etmeleri üzerine kararını “delillerin değerlendirilmesi ve sanık beyanlarının alınması” ile gerekçelendirdi.

Yargılanan Hak Sahiplerinin Beyanları
Sanıkların savunmalarını dinleyen hakim onlara polis müdahalesinin ne zaman gerçekleştiğini ve polisin dağılma ihtarında bulunup bulunmadığını sordu.

Yargılanan hak sahibi, Halkevleri Genel Başkanı Nebiye Merttürk, eylem alanına yaklaştığı andan itibaren iki polis tarafından taciz edildiğini söyledi. Eylem alanına doğru ilerlemesi üzerine polisler tarafından takip edilmeye devam edildiğini ifade etti. Eylemin bir basın açıklaması değil, bir “yaşam zinciri” kurma eylemi olduğuna dikkat çeken Merttürk, kadınların hayatlarının erkek şiddeti nedeniyle karardığını, iktidarın erkeklere ödül verir gibi cezalar verdiğini söyledi.

“Erkek şiddeti karşısında birbirimize tutunarak yaşam zinciri kurmak istedik. Bize bundan sonra başka eylemlerin gerçekleşmemesi için müdahale edildi.

Biz aracın içine atıldıktan sonra kadın arkadaşlarımızın yumruklandığını ve yerde sürüklenmek istendiklerini gördük. Bu saldırı bizi sadece erkek şiddetiyle değil COVID19’la da hayattan koparmak istedi.

Anayasal hakkımı kullandım. Kullanmaktan da vazgeçmeyeceğim. (…) İstanbul Sözleşmesi’ni savunmak en meşru hakkımız. Bu memlekette sadece kadın olduğumuz için şiddete maruz kalıyoruz. İstanbul Sözleşmesi toplumsal cinsiyet eşitliğini görünür kılan bir sözleşmedir. Sözleşmenin kaldırılması münferit değildir. Kadın düşmanı politikaların kendisidir.

Eylem alanına geçmeden polisler önümüzü kesti. Barikat daha sonra açıldı. Erkek devlet şiddetinin kendisiyle karşı karşıyaydık. Devlet şiddeti önlemek yerine kadınlara erkek bir fail olarak şiddet uygulamıştır.”

Polis tarafından bir ihtar olmadığını ifade eden Merttürk, eylem sırasında polis tarafından yolun ortasına itildiklerini, iki yol arasında sıkıştırıldıklarını, kendilerine bir çıkış noktası sunulmadığını vurguladı.

Söz verilen hak sahibi Zelal Su Değirmenci, yolun kapanmasına sebep olanın güvenlik şube polisleri olduğunu, bir çember içine sıkıştırıldıklarını, darp edilerek gözaltına alındıklarını söyledi. Olay sonrasında KYK bursunun kesildiğini, öğrencisi olduğu okulun kendisine soruşturma açtığını ifade etti. Hakimin sorusu üzerine herhangi polis ihtarı yapılmadığını, kendilerine doğrudan müdahale edildiğini, bir polis çemberine alındıklarını söyledi.

Yargılanan hak sahibi Tuba Uçum, İstanbul Sözleşmesi’ni savunduğu için 33 kız kardeşiyle birlikte yargılandığını, tek istediklerinin yaşamak olduğunu, sözleşmenin uygulanmasını istediklerini söyledi:

“Korkmadan, ürkmeden yaşamak istiyoruz. Şiddete karşı mücadele ederken darp edildik. Pandemi koşullarında sıkış tepiş götürüldük. Bizi darp eden, hakaret eden bir polis vardı (…) Ben barikatı itmedim. Polis üzerimize geldi.”

Söz verilen yargılanan hak sahibi Sevinç Hacıoğulları şöyle konuştu:

“O gün tüm Türkiye’de eylemdeydik. AKP [sözleşmeden] çekilmeyi gündem yapıyordu. Haklarımız tartışılıyorsa, bunun tarafı olan kadınların söz söyleme hakkı var. (…) Müdahaleye hukuka aykırı bir şey yaptığımız için maruz kalmadık.

Sorular soruyorsunuz, ’Dağılma anonsu var mıydı’ diye. Savcı bir zahmet öyle bir şey yazmış mı? Bir zahmet deme gerekçem; emniyet fezlekesini oraya yapıştırabilirdi. Savcı Bey o kadar emin ki Anayasa’ya aykırı bir iddianame düzenlerse ona bir şey olmayacak. HSK’ya (Hakimler ve Savcılar Kurulu) şikayet etsek de bir şey olmayacak. Onun için siz de soruyorsunuz…. İkaz yoktu. Uyarı olsaydı da orada dururdum. Eylem barışçıl. Bu yaşam zinciri burada da mahallede de kuruluyor.

Ben ne yapmışım da polis beni ikaz ediyor? Bu müdahaleyi yapan polisten, validen, İçişleri Bakanı’ndan da çok COVID tedbirlerine uyuyorum.

İkaz varsa da hukuka aykırıdır, müdahale de. Orada bulunmak hakkımız. İstanbul Sözleşmesi’ni barışçıl olarak savunabilirim.”

Savcının konuşan hak sahibiyle göz teması kurmadığı, önündeki bilgisayar ekranına baktığı, kendisine yönelik eleştiri yapılırken kaşını havaya kaldırdığı görüldü.

Söz verilen yargılanan hak sahibi Arzu Kurt şöyle konuştu:

“Biz 33 kadın olarak İstanbul Sözleşmesi’ni yaşatmak için burada bulunuyoruz. Savcı da siz de biliyorsunuz ki bu davayı siz açmadınız. Burada erkek egemen, eril bir yargılamayla karşı karşıyayız. Her birimizin darp raporu var. Bunlar hakkında suç duyurusunda bulunulsaydı. İhtar olup olmamasının hiçbir önemi yok.

Ben anayasal hakkımı kullanıyorum. Etrafımızı sarmış bir polis sürüsü üzerimize saldırdı. Sıkıştırdı. Aralardan hedef göstererek çekip aldılar. Avukat ‘Yapamazsınız’ deyince ‘Seni de alırız’ dediler.”

Beyanlar sırasında tuvalet ihtiyacını gidermek için salondan ayrılmak üzere yerinden kalkan yargılanan hak sahiplerinden biri, katip tarafından “Hanımefendi çıkış yapamazsınız” ifadeleriyle uyarıldı. “Çok sıkıştım ama ne yapayım” diyen hak sahibi salonun sanıklar için ayrılan sıralarına geri döndü. Bunun üzerine bir savunma avukatı katibi bu tür bir müdahale yetkisi olmadığı yönünde uyardı. Katip “ben kötü bir şey söylemedim” dedi.

Hakim ihtiyaçların giderilmesi için duruşmaya 1 saat 15 dakika ara verdi.

Ara sonrasında söz verilen yargılanan hak sahibi Buse Üçer, İstanbul Sözleşmesi’nin devlete, psikolojik şiddet durumunda kadını koruma görevi yüklediğini hatırlattı.

“Yargılama süreci boyunca devletin psikolojik şiddetiyle karşı karşıya kaldık. Artan dozda işkence, taciz, tehdit ve hakarete maruz kaldık. O gün bu nedenle sokağa çıktık. Kadınlar her gün sokağa çıkarken ‘ölecek miyiz’ diye soruyorlar.

Burada kadınlar olarak yargılanıyoruz. Burada cinayet işleyen erkeklerin, çocuk istismarcılarının yargılanıyor olması gerekirdi.”

Söz verilen yargılanan hak sahibi Gülbahar Gündüz, ölüm döşeğine kadar kadın mücadelesine devam edeceğini söyledi.

“Telefonumu çıkarıp [polis şiddetini] görüntü altına almak istedim. Polis müdahale etti. Görüntüleri silmemi istedi. Görüntüleri silmeme rağmen polis beni gözaltına aldı.”

Söz verilen yargılanan hak sahibi Seher Gülçin Polat, bulundukları alanın polis tarafından tamamen kapatıldığını, göstericilere dağılma imkanı verilmediğini, polis tarafından sıkıştırıldıklarını söyledi.

“Orada sözümüzü söylemek istediğimizde çekim yaparız. O gün bunu yapmaya bile imkanımız olmadı. Elimizdeki tek görüntü polisin kurgu görüntüsü.”

Söz verilen bir diğer yargılana hak sahibi, olay günü elinde megafon olduğunu, “ordu gibi bir polis yoğunluğuyla” etraflarının sarıldığını söyledi. Kadınlar şiddete uğradığında polis tarafından bastırılmaya çalışıldıklarını anlattı:

“Zeynep sen de buradasın. Gel, sen de bir uslanmadın denilerek gözaltına alındım.”

Avukatların Beyanları
Av. Döndü Kurşunoğlu, Türkiye’nin sözleşmeden çıkış sürecini ve kadınların sokağa çıkışlarının bağlamını anlattı. Avukatın beyanları sırasında hakim “Pardon. Önemli bir telefon var. Bakmam gerekiyor” diyerek salonu terk etti. İki dakika içinde salona geri geldi.

Av. Kurşunoğlu, yargılama konusunu içeren AİHM kararlarını kronolojik olarak sundu. 2020 yılı boyunca polisin müdahale ettiği ve müdahale etmediği olaylara ilişkin bir rapor sundu. Belirtilen zaman zarfında gerçekleşen ve çok sayıda insanın katıldığı Ayasofya açılışı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Giresun mitingi ve “ÖSO’nun (Özgür Suriye Ordusu) cihatçı eylemi”ne müdahale edilmediğini hatırlattı. Bu eylemlerdeki insan yoğunluğunu gösteren fotoğrafları gösterdi. Bazı eylemlere müdahale edilirken bazılarına müdahale edilmemesinin anayasal eşitlik ilkesiyle uyuşmadığını vurguladı.

Av. Hülya Yıldırım, olaya ilişkin polis fezlekesindeki “eylemin izinsiz olduğu”, “COVID nedeniyle kontrolsüz kalabalık oluşacağı” ve “yaya ve yol trafiğinin engellenmesi” iddialarını ele aldı. Yıldırım, Anayasa’nın herkese önceden izin almaksızın eylem yapma hakkı tanımasına rağmen “sanki tüm eylemlerden önce izin alınması” gibi bir uygulama olduğu yönünde manipülasyon yapıldığını ileri sürdü.

Bildirim olmaması halinde eyleme müdahale edilmesi gibi bir uygulamanın söz konusu olmadığını, “bildirim” uygulamasının eylemleri kolaylaştırmak için yürürlükte bulunduğunu söyledi. AİHM’nin bildirim yükümlülüğünün gizli bir engel olduğunu, bildirim yokluğunun eylemin engellenmesine gerekçe gösterilemeyeceğini tespit etmesinden hareketle, izinsizlik iddiasının yanlış olduğunu vurguladı.

Söz alan bir diğer avukat, savcının iddianamesinde müvekkili için “Susma hakkını kullandı” ifadesini kullanmasına rağmen müvekkiline susma hakkı verilmediğini söyledi. Bu yönde bir ifade tutanağı varsa dosyaya eklenmesini talep etti.

Karar
Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi, dosyada görüntüleri içeren CD’lerin kronolojik bir sıralamasını yapacak bir bilirkişi raporu düzenlenmesine karar verdi.

Davanın bir sonraki duruşması 23 Mart 2022 saat 10.15’te görülecek.