İsrail, Filistin topraklarını işgal etti: Gazze çatışmasındaki soruşturmalar gereğince, BM, hesap verme sorumluluğunun en üst derecede olması gerektiğini düşünüyor
26 July 2010
İsrail, Filistin topraklarını işgal etti: Gazze çatışmasındaki soruşturmalar gereğince, BM, hesap verme sorumluluğunun en üst derecede olması gerektiğini düşünüyor
Uluslararası Af Örgütü, Gazze ve Güney İsrail’de yaşanan çatışmada meydana gelen uluslar arası insani ve insan hakları hukuku bağlamında iddia edilen ihlallerle ilgili, UN Genel Sekreteryası’nın yerel soruşturmalar hakkında hazırladığı değerlendirmeler sonucunda acil sorumluluk çağrısını yineledi.
27 Aralık 2008 ve 18 Ocak 2009 tarihleri arasında Gazze ve Güney-İsrail arasında yaşanan 22 günlük çatışmada 3 İsrailli sivil ile Filistinli kurbanların çoğunun sivil olduğu, yaklaşık 1,400 Filistinli ile 13 İsrailli, öldürüldü. BM Gerçeği Bulma Komisyonu’nun Eylül 2009’da Justice Richard Goldstone rehberliğinde yayınladığı bulgulara göre, İsrail güçleri ve Filistinli silahlı grupların savaş suçları ve muhtemel insanlığa karşı suçlar dahil, uluslararası hukuk bağlamında ciddi ihlaller işlediği kanısına varıldı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 2 Kasım 2009 tarihli önergesi, (A/Res/64/10) Bilirkişi Heyeti’nin raporunu ve raporla aynı doğrultudaki önerilerini destekliyor ve İsrail ile Filistin hükümetlerine ciddi ihlalaleri raporlayan Bilirkişi Heyeti’nin de dahil olduğu uluslar arası standartlara uygun “bağımsız, güvenilir”soruşturmalar yapmaları için çağrıda bulunuyor. Genel Kurul ayrıca BM Genel Sekreteryasına İsrail ve Filistin soruşturmalarından 3 ay sonra değerlendirmeleri rapor etmesini istedi. Genel Komisyon ‘un 4 Şubat 2010’daki ilk değerlendirmesinden sonra, Genel Sekreterya’nın önümüzdeki 5 ay içinde soruşturmaları tekrar incelemesini isteyen ikinci önerge de 26 Şubat 2010’da geçti.
Bu 5 ay sona erdiğinde, sınırlı kapsamdaki yerel soruşturmalar, uluslar arası hukuk standartlarına uygun acil,tarafsız, bağımsız ve eksiksiz yürütülmede şimdiye kadar başarısız olduğundan Uluslar arası Af Örgütü endişelenmeye devam ediyor. Af Örgütü ayrıca, eğer bu soruşturmalar etkili,kabul edilir deliller ortaya koyarsa, her şüphelinin adil mahkemelerce idam cezası olmaksızın yargılanmasına ve mağdurlara eksiksiz şekilde tazminat ödenmesi konusunda her iki tarafın da samimi olarak sorumluluk almayacağından endişe duymakta. Uluslararası Af Örgütü, Genel Sekreterya’ya yerel soruşturmalarında yardım edebilecek uzmanlardan oluşan bağımsız bir komite kurulması için defalarca çağrıda bulundu. 25 Mart 2010’da İnsan Hakları Konseyi, Eylül 2010’da gerçekleşecek 15. Oturum konsey oturumunu rapor edecek bağımsız Bilirkişi Komiteleri oluşturacak.
Eğer saygıdeğer taraflar uluslar arası hukuk standartlarına uygun olarak yürütülen soruşturmalarda başarısız olurlarsa, Uluslar arası Af Örgütü , mağdurlara adaleti, gerçeği ve eksiksiz bir tazminatı sağlama sorumluluğunu üstlenecek uluslar arası bir komisyonun ihtiyaç duyulacağını düşünüyor. Eğer biri bu başarıya ulaşırsa, UN Güvenlik Konseyi’nin bu durumu soruşturmalar için Uluslar arası Ceza Mahkemesine kaynak gösterebileceği anlamına geliyor.
Gazze ve Güney-İsrail arasındaki çatışma sona erdikten bir buçuk yıl sonra, mağdurlar henüz adalete, gerçeğe ya da tazminata ulaşamadılar ve her iki taraftan da suçlular hala hesap vermediler.
Eğer taraflar bu hedefleri sağlamada olanaksız ya da isteksizlerse, Uluslararası komisyon bu hedefleri sağlamak için üstüne düşeni yapmalı.
Uluslar arası Af Örgütü, birçok kez soruşturmaların ordu komutanları ve askeri polis tarafından yürütülmesinin, İsrail’in bağımsız ve yansız soruşturmalarını ciddi anlamda gölgelediği için endişe duymaya devam ediyor.
Üstelik, bu araştırmalar İsrailli güçlere 22 günlük çatışma boyunca hedeflerini ve taktiklerini seçmede meşru danışmanlık sağlayan dolayısıyla objektif olması düşünelemez bir tarafın makamı olan Askeri Müşavirlik tarafından denetlenmekte.
İsrailli otoriteler periodik olarak kendi soruşturmalarıyla ilgili taraflı bilgiler yayınlamakta. Kamuyunu aydınlatmadaki bu yetersizlik soruşturmaların bağımsızca denetlenmesini engelliyor. İsrailli otoritelere göre, askeri polis tarafından 47 tane cezai soruşturma açıldı. Gazze’de 22 gün boyunca, İsrail güçleri tarafından yapılan savaş hukuku ihlallerini içeren yaklaşık 100 diğer vaka İsrail ordusunun “komutanlık soruşturması” olarakta isimlendirdiği, eylemsel sorgulama olarak ifade edildi.
Ordu komutanları bu sorgulamaları uluslararası hukuk altında iddia edilen suçları araştırmak için gerekli uzmanlar olmadan yapıyor, dolayısıyla bunun bağımsız bir sorgulama olduğu düşünülemez. Ayrıca bu sorgulamalar kuşkulu bir biçimde gizli tutuluyor. Eğer bir kumandan cezai soruşturmayı bir vakaya dayandırıyorsa, asker tarafından verilen kendini suçlayıcı ifade mahkemede kabul edilmiyor. Hatta sorgulamalar cezai soruşturmaya dayandırılmadan kapalı olarak yapıldığında-bugüne kadar büyük bir çoğunluğun davasında olduğu gibi- bağımsız uzmanların süreci izlemeleri ya da kapalı soruşturmaların arkasındaki kanıtları görmeleri münkün olmuyor.
Şimdiye kadar İsrail tarafından değerlendirilen soruşturmalarda yalnızca bir davaya iddianame, duruşma ve mahkumiyet sağlandı. Bu dava İsraili bir askerin, bir Filistinli’nin kredi kartını çaldığı yağmacılık davasıyla ilgiliydi. İddianamelere ek olarak henüz sonuçlanmamış ve kayda geçirilmiş 2 davadan endişe verici olanlardan biri de, 9 yaşındaki bir çocuğun iki İsrailli asker ve iki kadını öldürmekten suçlanan bir israil askeri tarafından canlı kalkan olarak kullanılması. 19 Haziran’da İsrail hükümeti tarafından yayınlanan soruşturmalarla ilgili en son resmi güncellemelere göre, askeri polisin al-Sammouni ailesi ile ilgili olarak İsrail güçlerine karşı yapılan suçlamaları hala araştıyor olması, sadece geniş sayıdaki sivil ölümler değil aynı zamanda yaralı aile üyelerinin insani ve tıbbi bakıma ulaşımlarının engellenmesi açısından da endişe verici.
En yeni resmi güncelleme, Askeri Müşavirlik’in 3 olayda daha İsrail ordusu üyelerine karşı yasal eylem yürütmektense disiplinle ilgili önlemler alınmasına karar verdiğini gösteriyor. Bu vakalar çok sayıda sivil kayba neden olan Ibrahim al-Madagma Cami’sine düzenlenen füze saldırısında Filistinli bir sivilin canlı kalkan olarak kullanılmasını ve İsrailli güçlerin Gazze’de BM Kalkınma ve Çalışma Ajansı ait olan ve yüzlerce sivilin barındığı başlıca yerleşim birimini bombalaması olaylarını da kapsıyor.
İsrail ordusu ciddi insan hakları hukuku ihlallerinin görüldüğü ve Uluslararası Af Örgütü’nün etkili ve bağımsız bir soruşturma isteğini sürdürdüğü bazı durumlarda cezai soruşturma açmaya gerek görmedi. Bu olayları insan yaşamını umarsamayan düşüncesizce davranışları, askeri ve sivil hedefleri ayırt etmekteki sürekli başarısızlığının bir sonucu olarak yüzlerce sivilin öldürüldüğü ve yaralandığı, BM tesislerine, özel mülklere ve altyapı tesislerine yaptığı saldıralar ve ayrıca tıbbi ve kişisel tesislere verdiği zararlar da içeriyor.
Uluslararası Af Örgütü’nün, İsrail’in Gazze’de aşırı ölçüde beyaz fosfor kullanmasından dolayı duyduğu sürekli endişeye rağmen, İsrail hükümeti’nin Ocak 2010 raporu, İsrail Savunma Gücü’nün silah yapımında kullandığı fosfor nedeniyle ne disiplini ne de başka bir önlem alınması için bir sebep olmadığını belirtiyor. İsrail’in Gazze’deki 22 günlük askeri operasyonları boyunca beyaz fosfor içeren bombaları, nüfusun yoğun olarak yaşadığı bölgelerde sürekli olarak kullanması, sivil ölümlerine ve yaralanmalarına sebep oldu. Temmuz raporları UNRWA’nın yerleşkesine yapılan bombardımandan sonra İsrail Savunma Gücü’nün beyaz fosfor içeren yapay sis malzemelerinin hassas yerleşim yerleri yakınında (birkaç yüz metrelik tampon bölgenin de dahil olduğu) kullanımının sınırlandırılmasını acilen gözden geçirmesi gerektiğini söylüyor. Gazze operasyonu boyunca geriye kalanlar bu kısıtlamar oldu. Ancak Uluslararası Af Örgütü bu kısıtlamaların beyaz fosfor bombalarının Gazze’deki sivil ölümleri ve yaralanmaları önleyeceğinden endişe duyduğunu belirtti. (UNRWA’nın Beit Lahiya’daki okulunun beyaz fosfor bombası ile vurulmasıda bu olaya dahil)
Muhtemel olumlu gelişmeler arasında, Temmuz ayı güncel verilerine göre, İsrail Savunma Gücü’nün yerleşim alanlarında beyaz fosfor içeren silahların kullanımında kalıcı kısıtlanmaların kabul ettirilmesi süreci içinde, genel kurmay başkanının beyaz fosfor içeren çok sayıda askeri malzeme konusunda açık doktrinler ve emirler yayınlaması da var. Bu sınırlandrmaların niteliği ve boyutu açıkça belirtilmedi. İsrailli yetkililerce Eylül 2008’de Gazze’deki askeri operasyonun son birkaç gününde uygulanan yetersiz sınırlandırmalardan dolayı, Uluslararası Af Örgütü yetkililerin bu tür silahların yoğun yerleşim alanlarında kullanımını bir an önce yasaklaması gerektiğini belirtti.
“Operasyon hatası” olarak adlandırılan, sivil ölüm ve yaralanmalarıyla sonuçlanan diğer İsrail saldırılarına karışan askerler suçlanmadı ya da cezalandırılmadı.
Filistin tarafına gelince, Uluslararası Af Örgütü Hamas fiili hükümetinin, Hamas ve diğer Filistinli silahlı örgütler tarafından gerçekleştirilen, savaş suçları ve diğer ciddi uluslararası hukuk ihlallerinin araştırıldığı güvenilir bir soruşturma düzenlemede başarısız olduğunu belirtti. Adalet Bakanlığınca hazırlanan ve 2 Şubat 2010 tarihinde BM resmi yetkilisine sunulan belgelere göre Hamas: 1) Goldstone Raporlarının uygulama tavsiyelerini izlediği (Hamas adalet bakanlığı liderliğinde)12 kişilik bir hükümet komitesi kurdu; 2) Hükümet tarafından atılan adımların tarafsızlığı ve şeffaflığını güvence altına alan uluslararası hukuk uzmanlarından oluşan 3 kişilik bağımsız uluslararası bir komite oluşturdu; 3) Gazze’de iddia edilen tüm uluslararası hukuk ihlallerini raporlayacak bir savcı görevlendirdi. Ancak bu dökümanlar İsrail ordusunun yaptığı ihlallere odaklanırken, güney İsrail’de çatışma boyunca 3 sivilin ölmesine ve diğerlerinin de yaralanmasına sebep olan ve rastgele ateş açan Filistinli silahlı grupları ele almada başarısız oldu.
Goldstone Raporu şunları belirtiyor:” bu atakların güney İsrail’de sivil nüfusun üzerine yapılan rastgele saldırıları meydana getirdiğini ve kasıtlı olmayan askeri hedeflerin, roketlerin ve havan toplarının sivil nüfusun içine fırlatıldığını ve onların sivillere karşı kasıtlı saldırıları tesis ettiği sonucuna ulaştı. Bu eylemler savaş suçlarını meydana getirebilir ve insanlığa karşı suç olarak değerlendirilebilir” (A/HRC/12/48,paragraf 108).
Roket ve havan toplarının rastgele atışı konusunda, Hamas şu açıklamayı yaptı:" Tüm Filistinli silahlı gruplar sivil hedeflerden kaçındıklarına, askeri hedefleri amaçladıklarına ve sivilleri hedefleri seçmediklerine dair bir bildiri yayınladılar." Bu çelişkili açıklamalar, sivillerin öldürüldüğü, yaralandığı, sivil evlerin zarar gördüğü çatışma sırasında ve öncesinde şehir merkezlerine yöneltilen roket saldırılarında sorumluluğu alan ve içinde Hamas hava filosunun da olduğu silahlı gruplar tarafından yapıldı.
Silahlı grupların yürürlükte bulunan uluslararası insan hukukuna karşı yükümlülükleri var. 27 Aralık 2008 ve 18 Ocak 2009 tarihleri arasında Filistinli silahlı grupların, fark gözetmeksizin İsrail'e yaptığı roket saldırıları, 3 İsrailli sivilin ölmesine, birçok sivilin yaralanmasına ve özel mülklerin zarar görmesine sebep oldu. Bu saldırılar askeri hedefleri ya da sivil hedefleri vurmayı amaçlıyor ise de, belirli hedeflere yönlendirilmemiş güdümsüz roketlerin kullanımı, sivil nüfusun tehlike altında olmasına ve uluslararası insan hukukunun ihlal edilmesine sebep oluyor.
Uluslararası Af Örgütü Şubat 2010'dan bu yana, Hamas'ın çatışma boyunca Filistinli güçler tarafından yapılan ihlaler hakkında güvenilir bir soruşturma yaptığına ya da sorumlulara dava açmak gibi herhangi bir girişimde bulunduğuna dair ayrıca bir bilgi edinemedi.
Uluslararası Af Örgütü Filistin Makamı'nı güney İsrail ve Filistin'deki çatışmaların tarafı olmadığından, soruşturma yapmak için çağırmadı. Filistin Makamı, Haziran 2010'da bir soruşturma komisyonu kurdu, bununla birlikte 29 Ocak 2010 tarihinde BM Genel Sekreterliği'ne bir ön sunum hazırladı. Komitenin raporu 12 Temmuz 2010 tarihinde, BM'ye teslim edildi.