“OĞLUN BURADA DEĞİL!”: Suriye’nin Saydnaya Askeri Cezaevinde kaybolanlar…
12 July 2010
“OĞLUN BURADA DEĞİL!”
Suriye’nin Saydnaya Askeri Cezaevinde kaybolanlar…
5 Temmuz 2008’de Saydnaya’daki askeri cezaevinde 5 askeri polis ve 17 tutuklunun ölümüne neden olan olaylardan beri en az 52 tutuklunun kayıp olduğu bildirildi. Kaybolan tutukluların aileleri, akrabalarının nerede olduğunu bulabilmek için çok uzun ve acı dolu 2 yıl geçirdiler. Uluslararası Af Örgütü, tutuklulardan 18’inin, uluslararası hukukta da tanımlanmış olan “zorla kaybedilmiş” kurbanlar olduğunu belirtti. Uluslararası Af Örgütü, Saydnaya’daki kayıp tutuklular ile ilgili gerçekleri ortaya çıkarmak için, olayın ikinci yıl dönümünde, konuyu gündemine aldı.
“Bir baba asla oğlunu unutamaz; ben oğlumu görebilme umudu ile yaşıyorum.” Temmuz’dan beri kayıp olan bir tutuklunun babası
HAPİSHANE OLAYLARI
5 Temmuz 2008’de Saydnaya Askeri Cezaevi’nde çıkan olaylar ve sonrası hakkında bazı detaylar bilinmektedir. Konunun açıklanmasına dair gerekli olan bilgilerin örtbas edilmesi, çıkan olayların özü hakkında doğru bilginin alınmasını, bunun ne kadar sürdüğünü ve kimin sorumlu olduğunu bulmayı imkansız kılmaktadır.
Cezaevinde çıkan olaylar, belli ki hücrelerin aranması süresince tutsakların bekletilmesi ve askeri polis görevlilerinin buldukları Kuran’ın kopyalarını yere fırlatmaları ile 5 Temmuz sabahında başladı. Yere fırlatılan Kuran’ları toplamaya çalışan silahsız dokuz Müslüman, görevliler tarafından ateş edilerek öldürüldü. Daha sonrasında, silahsız Müslüman tutuklular, silahlı kuvvetleri etkisiz hale getirdi, ceza evi müdürü de dahil olmak üzere birkaç kişiyi rehin aldı ve görevlilerin telefonları ve silahlarına el koydu. Tutuklular telefonları ailelerini aramak için kullandılar ayrıca bölgesel ve uluslararası insan hakları örgütlerini de arayarak olayı yukarıda anlatıldığı gibi açıkladılar. Tutuklular, yaşamlarının bağışlanmasını ve ceza evi koşullarının iyileştirilmesini talep ettiler. Daha sonrasında, tutuklular ve dışarıdaki dünya arasındaki iletişim durdu.
Hapishanede çıkan olaylardan haberdar olan Saydnaya mahkumlarının aileleri ceza evine koşturdu. Aileler, Şam’daki Teshrin askeri hastane ile cezaevi arasında gidip gelen ambulanslar olduğunu söylediler. Ambulansların yaralı ve ölü tutukluları taşıdığı tahmin ediliyor. Ceza evinin yanında haftalarca oturma eylemi yapan aileler, hastanede de yakınlarıyla ilgili bilgi almak için umutsuz bir şekilde bekliyorlardı.
Suriyeli insan hakları örgütleri, yetkililerin ceza evine takviye güç yollayarak, Teshrin askeri hastanesini birkaç haftalığına halka kapayarak, olaylara tepki gösterdiğini açıkladı. Ayrıca, yetkililer ailelerin ceza evi ziyaretlerini bir yıldan uzun süre yasakladı. ( 20 Temmuz 2009’a kadar). Yetkili makamlar, Yüksek Güvenlik Mahkemesi’ni Mart 2009’a kadar askıya aldı. Uygulamaları yanlış olan Yüksek Güvenlik Mahkemesi’nde önceki yargılamaların da adaletli olduğu söylenemez. Bu kurum daha önceden, her pazar Saydnaya tutukluları için toplantılar düzenliyordu. Bunların tutuklular için sağladığı tek imkan, her ne kadar çok kısıtlı da olsa avukatlarla buluşma şansı tanımasıydı. Ayrıca, Saydnaya tutuklularının ailelerine yakınlarını kısa süreliğine görmenin yollarını gösteriyorlardı: Cezaevinin kamyonuna sızmak ve mahkeme binasına giriş yapmak gibi… Bu kısa süreli görüşlerin olması imkansız olmasına rağmen, Haziran 2008’den beri ceza evi kamyonları direkt olarak içinde mahkemenin olduğu yeni binaya gidiyor.
Bazı Suriyeli insan hakları aktivistleri, Yüksek Güvenlik Mahkemesi’nin askıya alınmasının, yetkililer tarafından örtbas edilmiş haber ile bağlantılı olabileceğini söylüyor. Diğer insan hakları aktivistleri ise bu askıya alınma girişimlerini, karmaşa ortamının bastırılması amacına dayandırmaktadırlar ki bu karmaşa ortamının 2008 yılının sonuna kadar biteceğini düşünenler de vardı. Bir diğer amacı ise, karmaşa sırasında ceza evinin zarar görmüş kısımlarını onarmak için yeterince zaman vermek ve hasta ve ölülerle ilgilenmektir. Yüksek Güvenlik Mahkemesi ise konuya ilişkin herhangi bir açıklamada bulunmadı.
Uluslararası Af Örgütü’nün gördüğü kadarıyla, yetkililer askıya alınmaya dair sadece bir beyanda bulundular. SANA, devlet haber ajansı, 6 Temmuz 2008’de resmi bir bildiri yayımladı, bildiride yazılanlar:
“Aşırıcılık ve terör suçlarından suçu kanıtlanmış bir dizi mahkum, Saydnaya hapishanesinde kamu düzenini bozdular ve kaosa neden oldular. Ayrıca, mahkumlar 5 Temmuz 2008 saat 07.00’ de cezaevi müdürünün teftişi sırasında, hapishane arkadaşlarına saldırdılar.” Ayrıca, raporda durumun büyümesinin engellenmesi için hukuki yaptırım birimlerinin müdahalesi ve ceza evinin düzene sokulması gerektiğini ekliyorlar fakat çıkan olaylar sonucundaki kayıplara değinilmemiş. Tutanaklarda, diğerlerine karşı kimin saldırıda bulunduğunun ve devlet malına kimlerin zarar verdiğinin yazılı olduğu belirtiliyor.
Bugüne kadar, Uluslararası Af Örgütü bilgiler için defalarca istekte bulunsa da, Suriyeli yetkililer rakamların ve tutanakların detaylarını açıkça yayımlamadı.
Temmuz 2008’de Uluslararası Af Örgütü, Saydnaya’da çıkan olaylar için kamu açıklamasında bulundu ve 2009 yılının Haziran ayında da 52 kayıp tutukludan biri olan Nizar Ristnawi adına acil yardım çağrısında bulundu. 2009 yılının Eylül ayında da, çıkan olaylarla ilgili endişelerini Savunma Bakanı, Adalet Bakanı ve Dışişleri Bakanı’na ileten örgüt, bugüne kadar cevap alamadı.
Suriye’nin işkenceye karşı yaptığı mücadelenin raporları incelendikten sonra, 14 Mayıs 2010’da, Birleşmiş Milletler Şiddete Karşı Mücadele Komitesi, ölen ya da yaralanan kişilerin kimliklerinin bildirilmesine dair eksiklikler olduğunu belirterek, olay incelemelerinin de olması gerektiği şekilde yürümediğini ifade etti. Yetkilileri, bağımsız bir soruşturma başlatmaya ve ceza evinde yakını olan ailelere yakınlarının hayatta olup olmadıkları hakkında bilgi vermeye çağırdı.
KAYIP İNSANLAR
“Ben de insanım ve oğlumun nerede olduğunu bilmeye hakkım var” dedi Nisan 2010’da Uluslararası Af Örgütü’ne konuşan Basel Madarati’nin babası.
Kayıp olan insanlardan 18’i zorla kaybedilmiş mağdurlardır. Uluslararası Af Örgütü, bu insanların aileleri ve avukatları ile sürekli konuşmakta ve iletişim halindedir. Birçok yazışmaya rağmen, Suriyeli yetkililer, tutukluların nerede ve ne durumda olduğuna dair herhangi bir bilgi vermeyi reddediyor.
13 tanesinin suçu, devletin sosyal ve ekonomik yapısını değiştirme amaçlı örgüt kurmaktan kanıtlandı. Suçlamalar ise iddia edilen izinsiz İslami gruba katılma ile de bağlantılı. 6 tanesi, Nizar Ristnawi, Basel Madarati, Mohammed Iben Ahmed ‘Abed al-Ghani, Mohammed Usama ‘Atieh, Mohammed Fadi Faisal Sha’ban ve Shiyar Mammo, hükümlerini tamamladıktan sonra serbest bırakılmalıdır fakat onlar hala kayıp.
SAYDNAYA: SURİYE’NİN KARA DELİĞİ Mİ?
Saydnaya Askeri Cezaevi, askeri istihbarat tarafından karışık bir dönemden geçiyor. Saydnaya ‘da Kürt Muhalefet Partisi üyeleri, sol gruplar, gazeteciler, askerliği sırasında ceza almış mahkumların yanı sıra çoğunluğunu Yüksek Güvenlik Mahkemesi tarafından İslami gruplarla bağlantısı ve terörle ilişkisi suçuyla yargılanan en az 1500 tutuklu oluşturuyor.
Saydnaya’daki mahkumların, dış dünya ile iletişimleri çok kısıtlı. Avukatlarının görüşmelerine izin verilmiyor ve aileleri de izin temin edildikten sonra ayda en fazla bir kere yakınlarını ziyaret edebiliyorlar. İzin temin edilebilmesi için, yakınlarının Damascus’a komşu olan al- Qaboun’daki Askeri Polis binasına gitmeleri gerekiyor. Yüksek başvuru talebi ve polislerle olan iletişimin zayıflığından ötürü, mahkum yakınları saatlerce sırada beklemek zorunda kalıyor ve ayrıca görevliler tarafından da aşağılanıyor. Yakınlarını görmek için izin alabilmiş aileler ise, gardiyanların katı gözetimi altında parmaklıklar ardından 30 dakika yakınlarını görebiliyorlar. Bu nedenle mahkumlar, yakınları ile özgürce konuşamıyorlar.
Çıkan olaylardan sonra, ceza evi görüşmeleri yasaklandı. 20 Temmuz 2009’da yeni kısıtlamalar getirildi. Bu kısıtlamalarla, mahkum yakınlarının yiyecek ve kıyafet getirmesi yasaklanıyor ve 5.000 Suriye pounduna (yaklaşık 100 dolar) kadar olan paralar tutukluya değil, ceza evi müdürüne verilmesi gerekiyor.
2006 yılı inceleme süresinde, Uluslararası Af Örgütü’nün Saydnaya Cezaevine yapmak istediği ziyaret kabul edilmemiştir.
ZORLA KAYBEDİLENLER
Uluslararası insan hakları hukuku kesinlikle “zorla kaybolmaları” yasaklamaktadır. İnsan haklarını korumak için imzalanmış uluslararası antlaşmalar “zorla kaybolmaları” şöyle tanımlıyor:
“... Devlet eli ile ya da yetkiyi elinde bulunduran kişi ve gruplar tarafından yapılan gözaltı, tutuklama, kaçırma ya da kişi özgürlüğünden mahrum etmenin başka bir çeşidi, devletin desteklenmesi ve buna boyun eğilmesi, kayıp olan insanların nerede olduklarına ve akıbetlerine dair bilgi verilmesinin reddi…”
Açık bir şekilde insan hakları ihlallerine ek olarak, zorla kaybolanların kişi güvenliğine ve özgürlük haklarına da müdahale edilmiş bulunmaktadır. Ayrıca, kaybolmalar, yakınları hakkında bilgi almak isteyen ailelerin ve arkadaşlarının kötü muameleye maruz kalmasına da neden olmaktadır. Yetkililerin bilgi vermeyi reddetmesi, yakınlarına uyguladıkları tehditler, hepsi çok büyük acılara ve korkulara neden olmaktadır.
BASEL MADARATI
Basel Madaratı, 20 Ocak 2010 günü, 5 yıllık ceza süresinin bitimi ile serbest bırakılmış olması gerekirdi ama öyle olmadı... Mart 2010’da Uluslararası Af Örgütü’ne konuşan babası, Temmuz 2009’da oğlunu görmek için ceza evine gittiğini; ama görevlilerin oğlunu görmesine izin vermediğini söyledi. Aralık 2009’da, Askeri Polis görevlilerinden biri Basel’in ailesini çağırdı ve Basel Madaratı’nın Saydnaya’da olmadığını; mahkumların sürekli işkence gördüğü Damascus’ta Filistin şubesinde sorgulandığını söyledi. Sorgulama bittiğinde, aileye haber verileceğini de belirtti. Aile, Filistin Şubesi’ne gittiğinde binayı terk etmeleri söylendi ve bir daha oraya yeniden gelirlerse, mahkumun babası tutuklanmakla tehdit edildi.
Basel Madaratı’nın babası, Uluslararası Af Örgütü’ne konuştu ve Saydnaya ceza evinden çıkan tutukluların ona, oğlunun ceza evinde çıkan olaylar sonucunda öldürüldüğünü ve cesedinin de 25 Kasım 2008’den beri buzlukta saklandığını söylediklerini ifade etti; fakat bunu doğrulayamıyor.
NIZAR RISTNAWI
Temmuz 2008’de olaylar Saydnaya’da patlak verdiğinde, insan hakları savunucusu olan Nizar Ristnawi 4 yıldır ceza evinde yatıyordu. Olaylardan beri, ailesi tutukludan haber alamıyor. Cezası 18 Nisan 2009’da bitmiş olmasına rağmen, Nizar Ristnawi serbest bırakılmadı. Ailesi, askeri polis binası, yakının tutukluğu yer başta olmak üzere birçok yere gitmelerine rağmen, yakınlarının nerede olduğunu öğrenemediler. Görevliler, Nizar Ristnawi’nin ellerinde olduğunu inkar ediyor; ama ailelerine konuya dair başka bir bilgi de vermiyor. Nizar Ristnawi’nin ailesi, 2 Kasım 2009 tarihinde Suriye Başkanı’na, yakınlarının serbest bırakılması ya da Nizar’ın akıbeti hakkında kendilerine gerekli bilginin verilmesi için mektup yolladı. Uluslararası Af Örgütü, geri dönen bir cevaptan haberdar değil.
Nizar Ristnawi, 19 Kasım 2006 tarihinde “cumhurbaşkanına hakaret etme” ve “ yanlış haberler yaymak” suçlarından hüküm giydi. Bu tarz cezalar, Suriye’de çoğunlukla insan hakları savunucuları ve aktivistlere uygulanmaktadır. Nizar Ristnawi, Nisan 2005’te insan hakları ve diğer konulara dair yaptığı bir konuşmanın ardından, konuşmayı gizlice dinlemeye gelen güvenlik ve istihbarat görevlileri tarafından tutuklandı. Uluslararası Af Örgütü, onu vicdan tutuklusu olarak değerlendiriyor.
Mart 2009’da, keyfi tutuklamalarla ilgili çalışan Birleşmiş Milletler Çalışma Grubu, Nizar Ristnawi’nin tutuklamasının nedensiz yapıldığını açıklamıştır. Ayrıca, hiçbir hukuki dayanağın da bu tutuklamayı haklı çıkaramayacağını vurgulamıştır. Suriye hükümetine de, konuya dair gerekli çözüm adımlarının atılması için istekte bulunulmuş olunsa da, yetkililerden herhangi bir cevap gelmedi.
ZORLA KAYBEDİLMİŞ ON SEKİZ KURBAN
1- Ahmet Mahmoud al- Sheikh, 36 yaşında ve Damascus’un 21 km batısından Qatana’lı. Evli ve iki çocuk babasıdır. 30 Temmuz 2004’te yakalandı ve Yüksek Güvenlik Mahkemesi tarafından 11 Mart 2007’de 12 yıl tutukluluğuna karar verildi.
2- Amer ‘ Abed al-Hadi al- Sheikh, 24 yaşında ve Qatana’li. 3 Temmuz 2004’te yakalandı ve Yüksek Güvenlik Mahkemesi tarafından 11 Mart 2007’de 6 yıl tutukluluğuna karar verildi.
3- Bara’ Ma’nieh, 27 yaşında ve 11 Ocak 2004’te yakalandı, Yüksek Güvenlik Mahkemesi tarafından 10 Haziran 2007’de 10 yıl tutukluluğuna karar verildi.
4- Basel Madarati, 30 yaşında ve 20 Ocak 2005’te yakalandı, Yüksek Güvenlik Mahkemesi tarafından 3 Aralık 2006’da 5 yıl tutukluluğuna karar verildi.
5- Fadi ‘Abed al- Ghani, 37 yaşında ve Qatana’lı. 1 Temmuz 2004’te yakalandı ve Yüksek Güvenlik Mahkemesi tarafından 11 Mart 2007’de 12 yıl tutukluluğuna karar verildi.
6- Khaled ‘Ali Khaled, 33 yaşında ve Yüksek Güvenlik Mahkemesi tarafından 5 yıl tutukluluğuna karar verildi.
7- Mohammad Iben Ahmed ‘Abed al-Ghani, 35 yaşında ve 24 Şubat 2004’te yakalandı, 8 yıl tutukluluğuna karar verildi.
8- Mohammad Usama ‘Atieh, 33 yaşında ve Qatana’lı. 1 Temmuz 2004’te yakalandı ve Yüksek Güvenlik Mahkemesi tarafından 11 Mart 2007’de 6 yıl tutukluluğuna karar verildi.
9- Mohammad ‘Ez al-Din Dhiab, Damascus’un varoş yerlerinden biri olan Otaybeh’li. 23 Nisan 2004’te yakalandı ve Yüksek Güvenlik Mahkemesi tarafından 14 Kasım 2006’da 6 yıl tutukluluğuna karar verildi.
10- Mohammad Tayeb Dardaar, 42 yaşında bir inşaat mühendisi. 4 Ağustos 2003’te yakalandı. Yüksek Güvenlik Mahkemesi’ne davası devam ederken, kayıplara karıştı.
11- Mohammad Fadi Faisal Sha’ban, 28 yaşında ve 29 Kasım 2004’te yakalandı. Yüksek Güvenlik Mahkemesi tarafından 2 Ekim 2007’de 5 yıl tutukluluğuna karar verildi.
12- Nizar Ristnawi, 41 yaşında ve 18 Nisan 2005’te yakalandı. Yüksek Güvenlik Mahkemesi tarafından 19 Kasım 2006’da 4 yıl tutukluluğuna karar verildi.
13- ‘Omar Sa’id Hussein, Yüksek Güvenlik Mahkemesi’nde davası sürerken, kayıplara karıştı.
14- ‘Omar Jamal Nader, 26 yaşında ve Qatana’lı. 1 Temmuz 2004’te yakalandı ve Yüksek Güvenlik Mahkemesi tarafından 11 Mart 2007’de 6 yıl tutukluluğuna karar verildi.
15- Shiyar Mammo, 32 yaşında bir Kürt ve 4 Şubat 2006’da yakalandı. Yüksek Güvenlik Mahkemesi tarafından 29 Nisan 2007’de 3 yıl tutukluluğuna karar verildi.
16- Tahsin Mammo, 30 yaşında ve Suriye’deki Kürt Yeketi Partisi’nin üyesi. Yüksek Güvenlik Mahkemesi’nde davası sürerken, kayıplara karıştı.
17- Yahya al- Bandaqji, 39 yaşında ve Qatana’lı. 1 Temmuz 2004’te yakalandı ve Yüksek Güvenlik Mahkemesi tarafından 11 Mart 2007’de 12 yıl tutukluluğuna karar verildi.
18- Ziad al-Kilani, al-‘Otaybeh’li ve Yüksek Güvenlik Mahkemesi’nde davası sürerken, kayıplara karıştı.
MOHAMMAD TAYEB DARDAAR ve ZIAD AL-KILANI
Mohammad Tayeb Dardaar ve Zıad Al-Kılanı ile ilgili bilinen son şey, Yüksek Güvenlik Mahkemesi’nden önce yargılanmışlardı. Onlarla birlikte, devletin finansal ve sosyal yapısını bozma amaçlı örgüt kurmak suçuyla yakalanan diğer kişi, 28 Şubat 2010’da Yüksek Güvenlik Mahkemesi tarafından yargılandı ve 7 ile 11 yıl arasında tutukluluğuna karar verildi. Mohammad Tayeb Dardaar ve Zıad Al-Kılanı ile ilgili dosyalar ise açıklama yapılmaksızın dava dosyasından kaldırıldı.
‘OMAR JAMAL NADER
Omar Jamal Nader, 1 Temmuz 2004’te yakalandı ve Yüksek Güvenlik Mahkemesi tarafından 11 Mart 2007’de yanlış haberler yayma ve devletin finansal ve sosyal yapısını bozma amaçlı örgüt kurma suçlarından 6 yıl tutukluluğuna karar verildi. 5 Temmuz 2008’den beri, ailesi Omar Jamal Nader ile ilgili hiçbir bilgi alamıyor. Nisan 2010’da Uluslararası Af Örgüt’üne konuşan annesi, eşinin düzenli olarak askeri polis binasına gittiğini ama oğulları ile ilgili hiçbir bilgi alamadığını söyledi.
TAHSIN MAMMO
Tahsin Mammo, Yezidi Kürt azınlığının bir üyesi. İzinsiz Kürt Yekiti Partisi’nin çalışmalarından haberdar olan 4 kişi ile birlikte, Temmuz 2008’de Saydnya’ya getirildi. 29 Ocak 2007’de, Suriye’nin kuzeyinde, Aleppo’da, üyelerden birinin evinde yakalandılar. Temmuz 2008’deki Yüksek Güvenlik Mahkemesi’nden önce, hepsi mahkemeye karşı çıktı.
Temmuz 2009’da ceza evi ziyaretleri yeniden başladığı zaman, sadece Tahsin Mammo’nun ailesine ziyaret izini verilmedi. Diğer 4 kişinin duruşması sürerken, sadece Tahsin Mammo’nun dava dosyası kaldırıldı. Tahsin Mammo’nun avukatı konuyu aydınlatmaya çalışırken, görevliler tarafından “ateşle oynamaması gerektiği” şeklinde uyarıldı. 18 Nisan 2010’da diğer 4 kişi, amacı Suriye topraklarını parçalamak olan bir örgüte bağlılık suçundan 5 yıl tutukluluklarına karar verildi. Uluslar arası Af Örgütü, Tahsin Mammo ve diğer 4 kişinin, Suriye’deki Kürt azınlığa dair düşüncelerini barışçıl bir şekilde ifade ettiklerine inanmaktadır.
Mart 2010’da, askeri polis görevlilerinden yapılan bir açıklamayla, Tahsin Mammo’nun ailesiyle görüştürülmeyeceği söylenmiş ve daha fazla açıklama yapılmamıştır. 20 Nisan 2010’da da aynı açıklama, Damascus’taki Filistin Şubesi’nden gelmiştir.
Ayrıca, Uluslararası Af Örgütü bu 18 kişiye ek olaraktan, zorla kaybolmuş olabileceği düşünülen 11 kişiyi de gündemine aldı. Fakat 11 kişinin ailesi ya da avukatlarından bu konuya dair açıklayıcı bir bilgi alamadı.
Söz konusu 11 kişinin hepsi, iddia edilen İslami gruplara üye olmaktan, haksız bir dava ile hüküm giydiler. 23 Nisan 2010’da 6 tanesi serbest bırakıldı; fakat şuanda nerede oldukları bilinmiyor.
‘Abed al-Mu’ti Kilani, Ahmed ‘Ali Hurraniyeh, Hussein Jum’ah ‘Othman, Khaled Hamami, Khaled Jum’ah ‘Abed al-‘Al, Mohammad ‘Abed al- Hafeez Kilani, Mohammad ‘Ali Hurraniyeh and Samer Abu-al Kheir, hepsi Damascus’un varoş yerlerinden biri olan al-‘Otaybeh’li. 23 Nisan 2004’te yakalandılar ve 14 Kasım 2006’da 6 ve 7 yıl arası tutukluluklarına karar verildi. Qatana’lı Mohammad Naaser ve Qonaiterah’lı Naaser Naaser, 16 Aralık 2005’te yakalandılar ve 12 Mayıs 2008’de, her biri ayrı yerlerde olmak üzere 10 ile 12 yıl tutukluluklarına karar verildi. 11 tutuklu ile ilgili ayrıntılar bilinmiyor.
İnsan hakları organizasyonları ve aktivistler, kaybolduğuna inanılan diğer 23 kişinin isimlerini Uluslararası Af Örgüt’üne sağladılar fakat Uluslararası Af Örgütü, bu bilgiyi bağımsız bir şekilde soruşturamadı. Söz konusu 23 kişinin isimleri: ‘Abed al- Fattah Mohammad, ‘Abed al-Mu’ti ‘Abed al-Haleem, Ahmed Mahmoud Fneish, Ahmed Mer’i, ‘Ali Najib, Bassam Hossari, Bilal Salman, Fares Abu Seteh, Firas Anwar Shuqeir, Jamal Hasas, Khaled al-Zafan, Khodr Salman, Qoussai Mohammad Sa’udi, Mohammad ‘Awad Derbass, Mohammad ‘Abed al-Jalil, Mohammad Anwar Shuqeir, Mohammad ‘Ez al-Din al-Mukhtar, Mohammad Mahmoud Qar-ish, Mohammad Mer’i, Mohammad Salman, Mustafa al-Makhouri, Na’im Qassem Mrouwe and Nidal Khalil Qassem.
AİLELERİN BÜYÜK ACISI
“Oğlun burada değil ve nerede olduğunu bilmiyoruz!” Görevlilerin ailelere verdiği alışılmış cevap
Olayların üzerinden bir yıl geçtikten sonra, 20 Temmuz 2009’da, bazı ailelere Saydnaya ceza evindeki yakınlarını görmek için izin verildi. Diğer ailelerin ise ceza evlerine girişi engellendi ve yakınları hakkında bilgi verilmedi. Uygulamalar ciddi anlamda yanlış yürümekteydi.
Bazı aileler, al-Qaboun’daki askeri polis binasına defalarca gitti. Yakınları ile görüşmek için izin almaya çalışmış olsalar da kendilerine verilen cevap ya yakınları ile görüşmelerinin yasak olduğu ya da yakınlarının artık Saydnaya’daki ceza evinde olmadığı şeklindeydi. Görevliler, ailelere ıslah evlerine gitmelerini ve oradan bilgi almalarını öneriyorlar; ama yakınlarının akıbetine dair hiçbir bilgi vermiyorlardı.
Aileler bu önerileri de dinleyerek ıslah evleri ve Yüksek Güvenlik Mahkemesi’ne gittiler; fakat yine cevap alamadılar. Hiçbir çaba, ailelere yakınlarının yaşayıp yaşamadığı ile ilgili bilgi vermedi.
Aileler, Başkan Beşar El-Esad’a dilekçe ve mektuplar yollayarak yakınlarının bulunması için ve nerede oldukları ile ilgili bilgilendirilmek için yardım çağrısında bulundular. Mektuplardan biri, Damascus’un 21 km kuzeyindeki Qatana’lı 17 tutuklu annesinin 29 Eylül 2008’de yolladığı bir mektuptu. Başkana çocukları ile ilgili bilgi almak ve annelerinin çocuklarını ziyaret etmesine izin verilmesi için istekte bulunmuşlardı. Qatana’da bazı cesetlerin gömüldüklerini duyduklarını ve bunların çocukları olmasından korktuklarını söylediler. Uluslararası Af Örgütü, ailelere geri dönen bir cevaptan haberdar değil.
Haftalarca, çok sayıda aile ceza evi önünde ve olaylar sırasında ambulansların gelip gittiğini gördükleri Teshrin Hastanesi önünde oturdular. Bazı aileler, diğer bölgeleri de ziyaret ederek, kendiliğinden gelişmiş olan protestolarına onları da katılmaya çağırdılar.
Suriyeli insan hakları örgütlerine göre, protestolar güvenlik görevlilerini baskı altına aldı. Protestocuları aşağıladılar ve tehdit ettiler. Bazı protestocular dövüldü ve yaralandı, bazıları ise birkaç saatliğine tutuklandı ve sonra serbest bırakıldı. Basel Madarati’nin babası Uluslararası Af Örgütü’ne şunları söyledi:
“Ben, birçok kere cezaevi, askeri polis binası ve Yüksek Güvenlik Mahkemesi önünde protesto gösterilerine katıldım. Su ile püskürtüldük ya da tekmelendik.”
Cezaevi ziyaretleri başladıktan sonra bile, olaylar hakkında bilgi almak çok zordu. Tutuklular, kaybolan tutuklulara dair konuşmazlar, ceza evi görevlilerin tehdit edici varlığından dolayı, nerede olduğuna dair tartışamazlar. Saydnaya’dan serbest bırakılanlar, kaybolan çocuklarını arayan ailelerle ve insan hakları örgütleriyle konuşmayı reddediyorlar; çünkü bunu yaparlarsa yeniden tutuklanmaktan korkuyorlar.
Suriyeli yetkililer konuya dair henüz bir açıklama bile yapmadı. Suriye’deki insan hakları savunucularından, Suriyeli Kürt Khoshnaf Suleiman ile ilgili tahmin edilen, çıkan olaylar sırasında öldürüldüğüdür. 2009 yılında, Damascus’taki Askeri Savcılık, Khoshnaf Suleiman’ın ailesine çocuklarının 6 yıl önce, 31 Mart 2003’te öldüğüne dair mektup yolladı; fakat ölüm nedeni ya da nerede gömülü olduğuna dair hiçbir bilgi verilmemişti.
Mart 2010’da, Uluslararası Af Örgütüne konuşan insan hakları avukatlarından biri şunları söyledi:
“Biz, avukatlar ve aktivistler olarak, Saydnaya’daki durumdan daha zor bir durumla karşılaşmamıştık. Olaylar, alışılmış tutuklama ve cezalandırma olayları gibi değil, birçok insanı ilgilendiren ve etkileyen ölümcül olaylardır. Ne yetkililerden ne de Saydnaya’dan serbest bırakılan; ama konuştuklarında yeniden ceza evine girmekten korkan tutuklulardan bilgi alabiliyoruz, konuşmayı reddediyorlar.”
Bugüne kadar, yetkililer 1970lerde 80lerde kaybolan ve çoğunluğu Müslüman olan, Suriye’de tutuklanmış binlerce Lübnanlı ve Filistinli ve daha birçok kaybolan için hala açıklama yapmadı. 27 Haziran 1980’de Tadmur ceza evinde, çoğu Müslüman olan mahkeme dışı yapılmış olan idamlarla ilgili de açıklama yapılmamıştır. Ne ailelere yakınlarının nasıl öldüğüne dair bilgi verilmiş ne de cesetler ailelerine teslim edilmiştir.
Şimdi, Saydnaya’da çıkan olaylardan 2 yıl sonra, kaybolanların ve ölen tutukluların aileleri hala gerekli araştırmaların yapılması ve sonuçları için bekliyor. Bu gibi olaylar için araştırma, Suriye’nin de taraf olduğu Uluslararası Sivil ve Politik Haklar Sözleşmesi’nin kısım2(3) bölümünde bulunabilir.
Verilen örneklerle de görüldüğü üzere, Suriye’de yetkililerce yapılan insan hakları suçlamaları çok olağan. Askeri istihbarat, devlet güvenliği, hava kuvvetleri güvenliği bu gibi olaylarda nadiren harekete geçmektedir. Doğrusu 1963’ten beri acil durum yasamasında da belirtildiği gibi diğer ülkelerin güçlerinin, kötüye kullanım olmaması için davadan uzak tutulmalarıdır.
HAREKETE GEÇİN
Lütfen, 52 kaybolan kişiden hangisi için çağrıda bulunuyorsanız, Arapça, İngilizce, Fransızca ya da kendi dilinizde Suriye yetkililerine yazın. Bir kopyasını da ülkenizdeki Suriye temsilciliğine yollayınız.
Suriyeli yetkililerden isteyecekleriniz:
Saydnaya askeri ceza evinde Temmuz 2008’de kaybolan tutukluların nerede olduğunu ve akıbetlerinin ne olduğunu ailelerine bildiriniz.
Tutuklulara ölümlerine neden olacak herhangi bir şiddet uygulanıp uygulanmadığı, herhangi bir araştırma olup olmadığı ve tutukluların hangi nedenlerle öldüğü hakkında ailelerini bilgilendiriniz.
Uluslararası olarak suçu kabul edilmiyorsa ya da adaletli bir duruşmadan sonra cezalandırılmamışsa, hemen 52 tutukludan birini serbest bırakınız.
Bu acılara maruz kalmış olanlara ve ailelerine, tazminat temin ediniz.
Saydnaya’daki olaylara ilişkin yapılan herhangi bir araştırmayı da gelişmeyi, halka duyurunuz.
Uluslararası hukukla da bütünlük sağlayan, bu gibi olayları kesinlikle yasaklayacak ve ölüm cezasının olmadığı bir hukuk sistemi getiriniz.
GÖNDERİLECEK MAKAMLAR:
BAŞKAN
Ekselansları Beşar El Esad
Presidential Palace
Al- Rashid Street
Damascus, Syrian Arap Republic
Fax:+ 963 11 332 3410
Hitap şekli: Ekselans
SAVUNMA BAKANI
Ekselansları General Ali
Ben-Mohammed Habib Mahmoud
Savunma Bakanı
Omayyad Square
Damascus, Syrian Arap Republic
Fax:+963 11 211972
Hitap şekli: Ekselans
ADALET BAKANI
Sa’id Mohamed Samour
İçişleri Bakanı
‘Abd al-Rahman Shahbandar Street
Damascus, Syrian Arap Republic
Fax:+ 963 11 222 3428
Hitap şekli: Ekselans
DIŞİŞLERİ BAKANI
Ekselans Walid al-Mu’allim
Dışişleri Bakanı
Al-Rashid Street
Damascus, Syrian Arap Republic
Fax: +963 11 332 7620
Hitap şekli: Ekselans