Birleşik Krallık: Önerilen işkence soruşturması bağımsız, tarafsız ve tam olmalıdır
23 May 2010
Yurtdışındaki tutuklu bireylerin işkence görmesinde ve insan haklarının ihlal edilmesinde Birleşik Krallığın parmağı olduğu iddialarını hükümetin sorgu altına alacağını teyid eden İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague’ın açıklamasına cevaben, Uluslararası Af Örgütü, ulusal ve uluslararası insan hakları hukuku altındaki yükümlülüklerini yerine getirebilmek adına Birleşik Krallık hükümetinin bu tür soruşturmaların bağımsız, tarafsız ve tam olduğundan emin olması gerektiğini vurgular. Örgüt bu soruşturmanın, istihbarat yetkilileri dahil Birleşik Krallık ajanlarının denizaşırı faaliyetlerinin üzerindeki gizlilik perdesini kaldırmasının elzem olduğunu ve insan haklarını ihlal edenlerin yargı önüne getirilerek sorumlu tutulmasını sağlaması gerektiğini düşünmektedir.
Uluslararası Af Örgütü, Birleşik Krallık’ın işkence ve diğer insan haklarının ihlalindeki suç ortaklığıyla ilgili sürmekte olan diğer soruşturmalar ve hususi davalar sebebiyle geciktirilmemesi gereken bu soruşturmanın çoktan beri yapılması gerektiğine inanmaktadır. Bu tür süreçler birbirini dışlamamaktadır, aksine mesuliyetlerin yerine getirilmesi bakımından her birinin ayrı önemi vardır.
Bu soruşturmanın Birleşik Krallık yetkilileri ve ajanları hakkında 11 Eylül 2001’den beri yapılan işkence ya da diğer kötü muamele, keyfi gözaltı, zorla kaybettirme ve bireyleri gizli olarak denizaşırı uçurma suçlamalarını ve bunların kanıtlarını irdelemesi gerekmektedir. Bu soruşturma ayrıca Birleşik Krallık’ın bu insan hakkı ihlallerine dahil olmasına sebep olan politikaları ve faaliyetleri de gözden geçirmelidir. Bu soruşturma, istihbarat servislerinin sorumluluklarını yüklenmeleri adına gerçekten bağımsız bir şekilde incelenmeleri için tavsiye vermekle yetkilendirilmelidir.
Uluslararası Af Örgütü, bu soruşturmanın kapsamının, yöntemlerinin ve bulgularının kamuya açılması gerektiğine inanır. Uluslararası Af Örgütü, bazı koşullarda insan hakları ihlallerinin incelenmesiyle ilgili bazı bilgilerin bu bilgilerin açık edilmesi durumunda bazı kişilerin hayatını ya da fiziksel güvenliğini tehlikeye sokması sebebiyle kamuya sunulamayacağını anlayışla karşılar. Ancak, bu tür kararlar kısıtlı ve önceden kesin olarak tanımlanmış koşullar çerçevesinde, yöneticilerden bağımsız olarak verilmelidir. Milli güvenlikle ilgili kararlar dahil, gizliliğin gerekliliğine dair herhangi bir karar yöneticilerden bağımsız bir yetkili tarafından verilmeli ve yargı denetimine tabi olmalıdır. İnsan hakları ihlalleri üzerinde bağımsız, tarafsız ve tam bir soruşturmayı engelleyecek, suçluların sorumlu tutulmasını önleyecek ya da mağdurların etkili bir telafi ve tazminat almasına mani olacak herhangi bir devlet gizliliği söylemine izin verilmemelidir.
Uluslararası Af Örgütü, 2005 Soruşturma Kanunu dahilinde herhangi bir soruşturmanın devletten yeteri kadar bağımsız olamayacağını düşünmektedir. 2005 Soruşturma Kanunu dahilinde oluşturulmuş bir soruşturma, soruşturmayı oluşturan bakanın “kamu yararına” olduğunu düşündüğünde soruşturmayı kısıtlamasına izin verir. Dahası, 2005 Soruşturma Kanunu çerçevesinde oluşturulması halinde hükümet soruşturma başkanını atayıp görevden alma, soruşturma için referans terimleri oluşturma ve bunları soruşturma sırasında değiştirme, soruşturma başkanının nezaretinde soruşturma panelinin bütün üyelerini atama, soruşturmayı başkana danışarak ve sebepler vererek herhangi bir zamanda sonlandırma, kamunun soruşturmaya erişimini engelleme ve soruşturmanın nihai raporundan herhangi bir bilgiyi çıkartma gibi yetkilere sahip olacaktır.
Uluslararası Af Örgütü , İngiliz hükümetini Birleşik Krallık’ın denizaşırı işkence ve insanlara diğer türlü kötü muamele suçlarına ortak olduğuna dair bu soruşturmanın, hükümetin doğrudan kontrolü altında olmamasını sağlayarak gerçekten bağımsız, tarafsız ve etkin bir soruşturma oluşturmaya çağırmaktadır.
Uluslararası Af Örgütü, bu soruşturmanın en azından aşağıdaki soruları cevaplamaya çalışması gerektiğine inanmaktadır:
1- Birleşik Krallık’ın işkence ve diğer kötü muamele, zorla kaybettirme, gizli olarak uçurma ve kanun dışı gözaltına alma gibi ABD ve diğer ülkelerce, 11 Eylül 2001’den beri İngiliz vatandaşları dahil denizaşırı ülkelerde tutuklu bırakılmış insanlara yapılan hak ihlallerine cevaben politikaları ve faaliyetleri neler olmuştur?
2- İngiliz hükümetinin 11 Eylül 2001’den beri işkence yoluyla ya da kanun dışı herhangi bir şekilde edinilmiş bilgileri alma, paylaşma ve kullanma konusundaki politikaları ve faaliyetleri neler olmuştur?
3- Uluslararası Kızılhaç Komitesi Irak’taki Koalisyon Güçleri’nin yönetimi altındaki, Ebu Garip’teki işkence faaliyetleri de dahil insan hakları ihlalleri hakkında uyarı yaptığında İngiliz Hükümeti’nin attığı adımlar neler olmuştur? 2004’ün Şubat ayında, Uluslararası Kızılhaç Komitesi Irak’taki o zamanki (Birleşik Krallık’ın da dahil olduğu) Koalisyon Güçleri’ne bu güçler tarafından işlenen, tutuklama ve gözaltı boyunca koruma altındaki insanlara bazı durumlarda ölüme ya da ciddi hasarlara yol açan şiddet uygulanması ve tutukluların üzerinde çeşitli işkence ve kötü muamele yöntemlerinin kullanılması dahil, uluslararası insani hukuka aykırı hareketleri ayrıntılarıyla açıklayan bir rapor sunmuştur. Bu rapor, 2003’e kadar Koalisyon Güçleri’nin dikkatine sunulan endişeleri özetlemiştir. İngiliz Hükümeti diğer ülkeler hakkında yapılmış vahim insan hakları ihlalleri suçlamalarını müteakiben ne tür adımlar atmıştır?
4- İngiliz Hükümeti’nin 11 Eylül 2001 olayları sonrası ABD yetkililerinin isteği üzerine imzaladığı Kuzey Atlantik Paktı (NATO)’nın 5. maddesi altındaki toplu savunma prensibine ilişkin anlaşmanın maddeleri nelerdi? 4 Ekim 2001’de, NATO Genel Sekreteri “ABD’nin isteği üzerine” önlemlerin “terörizm karşıtı kampanyanın seçeneklerini genişletmesi”, buna dahil olarak: geliştirilmiş istihbarat paylaşımı ve işbirliği, ABD ve diğer müttefiklerin terörizme karşı harekatlarındaki yabancı ülkeler üzerinden uçuş izinlerinin üzerinin örtülmesi, terörizm karşıtı harekatlara destek amacıyla NATO sınırları içerisinde havaalanları ve hava sahalarına ulaşımın -benzin dolumu için dahil- açılması, “terörizm karşıtı kampanyayı destekledikleri için terörist tehditlerine açık” ülkelere yardım edilmesi, NATO sınırları içindeki ABD tesislerinin güvenliklerinin artırılması, terörizm karşıtı hareketler için NATO desteğinin genişletilmesini uygun bulduğunu açıklamıştır. Ancak, esas anlaşmanın metni kamuya hiçbir zaman açılmamış, hatta NATO bu metni Avrupa Konseyi’ne gizli olarak bile temin etmemiştir. Ayrıca, görünüşe bakılırsa resmi açıklamada bulunmayan “ek öğeler” “gizli tutulmuştur.” Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin 2007 raporu, NATO üyeleri tarafından alınmış önlemlerin aslında toplu müdafaa için bir anlaşma oluşturmak yerine, “ABD’nin kendi askeri, paramiliter ve istihbarat güdümlü yöntemlerle terörizm karşıtı hareketlere girişmesiyle birlikte kendisi için istediği izinler ve güvenceleri kapsadığını” bulmuştur.
5- ABD önderliğindeki ‘terörle mücadele’ konusunda Birleşik Krallık ile ABD arasında iki taraflı başka anlaşmalar var mıydı, eğer vardıysa bu anlaşmaların gerekleri nelerdi?
6- Terörle mücadele politikası ve faaliyetleri hakkında uygun bir şekilde kayıt tutulmasını sağlayan gözetim mekanizmaları nelerdi?
7- 11 Eylül 2001’den beri kaç kere ve hangi şartlar altında 1994 İstihbarat Servisi Kanunu’nun 7. maddesi altında izin çıkarılmıştır? 1994 İstihbarat Servisi Kanunu, istihbarat servisi personeline yurtdışında belirli şartlar altında işlenen ağır suçlar ve diğer kanun dışı hareketlerin sorumluluğundan feragat etme hakkını tanır.
8- Güvenlik Hizmetlerinin 11 Eylül 2001 öncesinde denizaşırı ülkelerde tutulan tutukluların muamelesinde ve mülakatlarındaki görevleri hakkındaki eğitimleri ne durumdaydı? O zamandan bu zamana değişti mi? Eğer değiştiyse, ne zaman, kaç kere, hangi yönlerden ve niye?
9- Askeri istihbarat servislerinin ve ajanlarının yukarıdakilerin herhangi birindeki ve hepsindeki rolü neydi?
10- Avukatların ve memurların yukarıdakilerin herhangi birindeki ve hepsindeki rolü neydi?
Uluslararası Af Örgütü ayrıca, yeni İngiliz hükümetinin “Koalisyon: hükümet için programımız”’da duyurusunu yaptığı mevkilerin, Uluslararası Af Örgütü’nün uzun süredir eleştirdiği eski hükümetin politikalarını devam ettirmesi ve hatta genişletmesinden hayal kırıklığına uğramıştır. Örneğin, hükümet, aynı ifadeleri kullanıp işkenceye “göz yummayacağını’ söyleyerek çıtayı düşük tutmaya devam etmiş, ancak, işkenceyle faal olarak mücadele etmek bir yana, Birleşik Krallık acentelerinin işkenceye katılmasını ya da başkalarının işkence etmesinden yararlanmasını pratikte nasıl engelleyeceğini belirtmemiştir. Buna ek olarak, yeni hükümet, eskisinin bireylerin düzenli ya da yaygın olarak işkence gördüğü başka ülkelere def edilmesini haklı çıkarmak için aldığı işkenceye karşı sözde diplomatik güvence önlemlerini devam ettireceği sinyalini vermiştir.
(“Birleşik Krallık: 11 Eylül 2001 itibarıyla Birleşik Krallık’ın denizaşırı ülkelerde insan hakları ihlallerine katkısını sorgulamanın zamanı” raporuna bakabilirsiniz.