Logo Sayfaya git


  • Ana Sayfa
  • Hakkımızda
  • Harekete Geç
  • Eylemler ve Açıklamalar
  • Kampanyalar
  • Belgeler
  • İLETİŞİM
Print
  • › Home
  • › Yemen: Güvenlik ve İnsan Hakları

Yemen: Güvenlik ve İnsan Hakları

5 February 2010

Yemen: Güvenlik ve İnsan Hakları

Giriş

Ömer Faruk Abdülmuttallab’ın 25 Aralık 2009’da bir Birleşik Devletler uçağını havaya uçurma girişiminden sonraki ay, uluslararası basın 23 yaşındaki Nijeryalı’nın cihad eğitimi aldığı iddia edilen Yemen’e dikkatini yöneltti. Dikkatler, büyük ölçüde ülkede bulunan El Kaide militanlarının Yemen’in istikrarına ve Avrupa ile Kuzey Afrika devletlerinin güvenliğine karşı tehdit oluşturmasına odaklanıyor. Uluslararası liderlerin açıklamaları dünyanın en yoksul ülkelerinden olan Yemen’e devam eden gelişme yardımına ek olarak, Yemen’e güvenlik yardımı sağlama ihtiyacına odaklanma eğiliminde.

Buna karşılık, geçtiğimiz haftalarda Yemen hükümetinin insan hakları siciline çok az dikkat ediliyor. Hiç şüphesiz ki cihadi militianların faaliyetleri hala kaygı verici; El Kaide’ye ya da diğer cihadi gruplara bağlı olan militanlar geçtiğimiz yıllarda sivillere karşı birçok ölümcül saldırılarda bulunup, ciddi insan hakları ihlallerinden sorumlular. Fakat birçok Yemenli’nin karşılaştığı asıl güvenlik sorunu hükümetin bu faaliyetlere ve kuzeydeki Sa’da valiliğindeki çatışma ve güneydeki kargaşa gerçekten ülkenin karşılaştığı en ciddi ve istikrar bozucu krizlere karşı baskıcı ve geniş kapsamlı tepkisinde.

Bilinmeyen sayıda sivil – belki de birkaç yüzden fazla – Sa’da’daki çatışmada öldürüldü, tıpkı güneydeki düzinelerce protestocu ve çok sayıda El Kaide militanının akrabası gibi. Sa’da’daki isyan hareketi, güneydeki protestolar ya da cihadi gruplarla bağı olduğundan şüphelenilen yüzlerce, belki de binlerce insan bedelsiz, yargılanmadan, ya da uluslararası standartlardan yoksun dava süreçleriyle uzun süre gözaltına maruz kalıyor. Birçoğu gözaltı yerlerinde sıkça rastlanan işkence ve kötü muameleye maruz kalıyor. Bu tarz hükümet uygulamalarına karşı konuşanlar gittikçe artan şekilde hedef seçiliyor. Kısacası, geçtiğimiz yıllarda, Yemen’de insan haklarının durumu artan bir hızla kötüleşti.

Çok kısa zaman öncesine kadar Yemen insan haklarına daha fazla saygıya yönelik anlamlı adımlar attığına dair ümit verici belirtiler göstermişti. 1990’larda birçok temel uluslararası insan hakları anlaşmasına taraf olmuş, 2003’te İnsan Hakları Bakanlığı kurmuş ve sivil toplumun geçtiğimiz yirmi yıl boyunca görece olarak serbest bir şekilde gelişmesine izin vermişti. Aynı zamanda, yetkililer Somali’de devam eden çatışmadan kaçan mültecilere yönelik genellikle açık-kapı politikası uygulamışlardı yıllarca. Buna rağmen gelişen insan hakları çerçevesi hatalı uzmanlaşmış mahkemeler ve önerilen yasal düzenlemeler – özellikle baskıcı karşı-terör yasalarının başlaması –  gibi bir dizi kurumsal değişiklik ile yıpratılıyor.

Yemeni yetkililer bu aralar, kendi güvenlikleri için kaygılanan Birleşik Devletler ve Avrupa Birliği hükümetlerince El Kaide’ye karşı mücadelede önlem alması için çifte baskı altına alınmış görünüyor. Uluslararası Af Örgütü ciddi insan hakları ihlallerinden sorumlu faillere uluslararası standartları karşılayan ve ölüm cezasına başvurulmasını dışlayan yargılamalarda adalet götürülmesi çabalarını desteklerken, aynı zamanda güvenlik adına alınan yeni önlemlerinin insan haklarının korunmasına zarar vermesinden endişelidir. Bir taraftan ABD ve AB’yi içeren güvenlik işbirliği, diğer taraftan şüpheli cihadi militanların geldikleri ülkeler, insan haklarını korumada yetersiz kaldılar ve bu işkence, diğer kötü muamele ve zorla kaybedilme gibi ciddi ihlallerle sonuçlandı.  

Bu brifing Uluslararası Af Örgütü’nün Yemen’deki güvenlik ve insan hakları konularında şuan ki değerlendirmesini gösteriyor. Güvenlik ve insan hakları konuları ile doğrudan alakalı olmadıkları müddetçe, kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık, işkence, tutuklulara yönelik diğer kötü muameleler, ölüm cezası, ifade ve örgütlenme özgürlüğü ve sığınmacıların ve mültecilerin tutuklanması ve sınır dışı edilmesiyle ilgili değildir. (1)
   
Cihadi saldırıları ve hükümetin tepkisi

Cihadi saldırıları

1994’teki iç savaştan beri, Güney Yemen olarak bilinen Yemen Halkın Demokratik Cumhuriyeti’ne karşı mücadele eden ve Kuzey Yemen olarak bilinen Yemen Arap Cumhuriyeti’nin yanında yer alan Yemen’deki silahlı İslami gruplar ve siyasetteki rolleri önemli ölçüde arttı. Militanlar, Yemenilerden ve çoğunluğu 1980’lerde Afganistan’daki Sovyet işgaline karşı savaşta yer aldıktan sonra hükümetin desteğiyle Yemen’e yerleşmiş, başta Arap olmak üzere, diğer milletlerden oluşuyor.

İç savaştan sonra bazı militanlar özellikle ülkenin güneyinde yetkililerin rızasıyla bir çeşit dini polis olarak hareket etmeye başladılar. Zaman zaman şiddet kullanarak, kadınlar için sert giysi kuralları ve alkolün yasaklanması gibi kendi İslami ahlak görüşlerini dayatmaya kalkıştılar.

1990’ların sonundan itibaren bazı militanlar, eylemlerinde cihadi yaklaşımı gittikçe daha fazla benimsedi. Ekim 2000’de Aden limanında 17 Amerikan denizcinin öldüğü USS Cole bombalaması bunun en sansasyonel erken örneğiydi. Hükümet yanlısı 26 Ekim gazetesine göre 1998’den 2009’un Ekim ayına kadar Yemen’deki “El Kaide elemanları” 65 tane “terörist operasyon” gerçekleştirdi. (2)

Medya raporlarına göre, 2009’un başında Yemen’deki El Kaide, bazı üyelerinin Yemen’de gizlendiği söylenen Suudi Arabistan’daki mukabiliyle, bazılarınca birkaç yüz, bazılarınca daha az militandan oluşan Arap Yarımadası’ndaki El Kaide isimli yeni bir grup kurmak için birleşti. Hükümet her türlü cihadi şiddeti El-Kaide üzerine yıksa da, militanların aynı zamanda Yemeni İslami Cihad ve Yemen Asker Tugayları gibi başka isimlerdeki cihadi gruplardan olduğu ya da duruşmalarda bu gruplara üye olmakla suçlandıkları da bildiriliyor. Buna rağmen, El Kaide ile bağlarının ne kadar olduğu ya da bir bağ olup olmadığı açık değil.

2000’den beri cihadi grupların, El Kaide ya da değil,  intihar saldırılarında ya da diğer saldırılarda 25’den fazla sivilin ölümüne sebep olan silahlı saldırıları hükümet görevlilerini, yabancı elçilikleri ve turistleri hedef aldı. 2009’un Mart ayında, dört Güney Koreli turist ve Yemeni rehberleri Hadramawt’ın Shibam kentinde bomba patlaması sonucu öldürüldüler. 2008’in Eylül ayında Sana’daki Birleşik Devletler/Amerikan elçiliğine karşı düzenlenen intihar saldırısı dışarıda bekleyen siviller, güvenlik görevlileri ve altı saldırgan dâhil 16 kişiyi öldürdü. 2007’nin Temmuz ayında ise sekiz İspanyol turist ve onlara eşlik eden iki Yemeni şoför Ma’rip’te bir intihar bombacısının saldırında öldürüldüler.

Şüpheli Militanların ve Yoldan Geçenlerin Yasadışı Öldürülmeleri

Buna karşılık, hükümet El Kaide üyesi olmakla suçladığı çok sayıda insanı öldürdü, bu tarz saldırılar özellikle 2009 Aralık ayının ortalarından itibaren sıklaşmış görünüyor. Bu ölümlerin bazıları, kaçak militanlar ile onları yakalamaya çalışan güvenlik güçleri arasındaki silahlı çatışmalarda olduğu kaydedildi. Fakat diğer ölümler hakkındaki raporlar, güvenlik güçlerinin militanları tutuklamaya çalışmadığını ve yargısız infazlarda birçok ölüm yaşandığını ileri sürüyor. Bazı vakalarda, güvenlik güçlerinin aşırı güç kullandığı ve bu sebeple kanunsuz bir şekilde silahsız erkekleri, kadınları ve çocukları öldürdüğü görülüyor. Uluslararası Af Örgütü, bu tür olaylarda güvenlik güçlerinin ölümcül bir kuvvet kullanmasının haklı mı haksız mı olduğunu gösterecek adli tatbikatlar yapıldığından haberdar değil.

17 ve 24 Aralık’ta şüpheli El Kaide tesislerine yönelik hava baskınlarında birçok insanın ölümü, yakın zamanda yaşanmış en ciddi olaylardı. 17 Aralık’taki saldırıda şüpheli militanların kadınlar ve çocuklar da dâhil 36 silahsız yakının öldüğü kaydedildi. Yetkiler, güneydeki Abyan valiliğinin bir eğitim kampını hedeflediklerini duyururken, bazı kadın ve çocukların öldürüldüğünü doğrulayıp, ailelerini kampa getiren şüpheli El Kaide üyelerini suçladılar. Bir meclis komitesi olayı araştırması ve 2010 yılı Ocak ayında bulgurlarını sunması için görevlendirildi. Bu tarz incelemeler geçmişte insan haklarına ilgiyi arttırsa da güvenlik güçlerinin işlediği bu ihlallerin hesap sorulabilirliğine yol açmadı. 24 Aralık saldırısı ise güneydeki Shabwa valiliğinde Yemeni güvenlik güçlerinin, şüpheli El Kaide üyesi olarak tanımlanan 34 insanı öldürdüğü bir baskındı.

El Kaide’nin silahlı saldırıları ve hükümetin bunlara tepkisi henüz durumu silahlı çatışma olarak tanımlayacak yoğunluk ve derece eşiğini geçmedi (3)(durumun silahlı çatışmaya yükseldiği aşağıda anlatılan Sa’da çatışmasının aksine). Dolayısıyla Yemen’deki El Kaide’ye karşı düzenlenebilecek operasyonların uygun standartları hukuki yaptırım standartlarıdır. Bu standartlar şüpheli militanları öldürmeyi değil tutuklamayı, tutuklamalar sırasında gereksiz ve aşırı güç kullanmamayı ve şüphelilerin öldürüldüğü olaylardan sonra çabuk ve etkili soruşturmalar yürütmeyi zorunlu kılıyor.

Yemen’deki El Kaide’ye karşı yakınlarda düzenlenmiş saldırılarda Amerikan güçlerinin yer aldığına ya da Yemeni güçlerine bu saldırılarda destek sağladıklarına dair raporlar bulunuyor. Uluslararası Af Örgütü bu raporları doğrulayamadı. Fakat Uluslararası Af Örgütü 3 Kasım 2002’de Ma’rib Valiliği’nde El Kaide üyesi olduğundan şüphelenilen 6 adamın seyahat ettikleri arabada CIA kontrolünde Predator insansız hava aracı tarafından atılan roket ile vurularak öldürüldüğünü ve Amerika’nın “devam etmekte olan El Kaide ile yürütülen uluslararası silahlı çatışma sırasında olduğuna inandığını” ve “Amerika’ya karşı suikast saldırılarında bulunmaya devam eden El Kaide teröristlerinin uygun koşullarda silahlı saldırıların yasal hedefleri olabileceğini” açıkladığını belirtiyor. (4)  Küresel bir savaş alanını ve Amerika’nın dünyanın her hangi bir yerindeki şüpheliyi öldürebileceğini ima eden böyle bir pozisyon uluslararası hukuk ile açıkça çelişiyor. Amerika’nın Yemeni hükümeti ile iş birliği hukuki yaptırım çerçevesi içinde olmalı.

Gözaltılar ve yargılamalar

Geçtiğimiz on yılda, yetkililer, cihadi militan olduğundan şüphe ettikleri yüzlerce, belki de binlerce, insanı gözaltına aldı. Çoğunluğu, Yemen’in ceza yöntemleri yasasının tutuklama koşulu olarak gördüğü tutuklama emri ya da bir suç işlerken yakalanmış olma durumu  olmaksızın keyfi olarak gözaltına alınmış görünüyor. Birçoğu suçlama ve yargılama olmaksızın ve genellikle avukatlara ve tutuklanmalarının yasallığını sorgulayacak araçlara ulaşımları reddedilerek aylarca veya yıllarca tutuluyor. Tutuklamalardan sonra genellikle haftalarca ve aylarca aileleriyle iletişimden yoksun bırakılıyorlar. Böyle bir muamele hem Yemeni kanunlarına hem de uluslararası insan hakları standartlarına aykırılık teşkil ediyor. Mesela, Ceza Yöntemleri Yasası gözaltına alınan bir kişinin gözaltına alındıktan sonraki 24 saat içinde hâkim veya savcı karşısına getirilmesini, gözaltına alındıktan hemen sonra ailelerine haber vermelerine izin verilmesini, avukatları olmadan sorgulanmayı reddedebilmelerini ve mahkeme kararı olmaksızın 7 günden fazla gözaltına alınmamalarını gerektiğini belirtiyor. Bu güvenceler, güvenlik şüpheleri ve devlet eleştirileri durumunda rutin olarak hiçe sayılıyor.

Birçoğu özellikle başkent Sa’na’da, Yemen’in yerel istihbarat servisi olan Siyasi Güvenlik ve daha az oranda da yeni oluşturulmuş Ulusal Güvenlik adlı güvenlik gücü tarafından hukuk çerçevesinin dışında işleyen gözaltı merkezlerinde tutuluyorlar. Ne Siyasi Güvenlik ne de Ulusal Güvenlik hukuki gözetime tabiler. İşkence ve kötü muamelenin bu gözaltı yerlerinde yaygın bir pratik olduğu bildiriliyor.
 
Gözaltında olanların bazılarını tutuklamak için haklı sebepler olsa da güvenlik güçleri çok sayıda insanın yakalandığı bir tutuklama dalgalarına gittikçe artan oranda başvuruyor. Mesela Afganistan’la ilişkili olmak, dini bir okulda öğrenci olmak ya da İslamcılık’la ilgilenmek gibi sebeplerden farklı olmayan nedenlerle yetkililerin şüphesini çeken insanlar var. Bazen şüphelilerin akrabaları, şüphelileri yetkililere teslim olmaya zorlamak için güvenlik güçlerince tutuklanıp rehin alınıyor.

Farklı zamanlarda Siyasi Güvenlik tarafından gözaltına alınanlar arasında halen 90’nın üzerinde Yemeninin tutulduğu Guantanamo Körfezi’ndeki Amerikan hapishanesinden dönenler de var. 2008 yılının Kasım ayında Yemen’e dönen Salim Hamdan gözaltına alındı ve Siyasi Güvenlik tarafından bir hafta boyunca hücre cezasına çarptırıldı. 2009 senesinin Ocak ayında bedelsiz olarak salıverildi. 2009 Aralık ayında dönen 6 Yemeni Siyasi Güvenlik tarafından gözaltına alınıp birkaç gün sonra salıverildi. 

Cihadi bağlantıları olduğundan şüphelenilen gözaltındaki yabancılar döndüklerinde karşılaşabilecekleri riskler göz ardı edilerek zorla geldikleri ülkelere geri gönderildiler. 2009 senesinin Nisan ayında, Yemeni yetkililer Ali Abdullah el-harbi ve diğer dört Suudi Arabistan vatandaşını, sığınma yöntemlerine ve gidecekleri yere itiraz etmelerini sağlayacak herhangi araçtan yoksun bırakarak zorla Suudi Arabistan’a gönderdiler. Bunların beşinin de şüpheli El Kaide destekçisi olduğu bildiriliyordu ve Suudi Arabistan’da ciddi insan hakları ihlalleri riskiyle karşı karşıyaydılar. Suudi Arabistan’a döndüklerinde gözaltına alındıkları düşünülüyor fakat Uluslararası Af Örgütü bunu henüz onaylayabilmiş değil.

Gözaltına alınanların çoğu ne suçlanmış ne de duruşması yapılmış olsa da El Kaide ile bağı olduğundan şüphelenilen bir sürü insan yargılanıyor. 2009 Aralık ayında çıkmış 26 Eylül’e göre 1998’den bu yana 270’den fazla “El Kaide eleman”nın yer aldığı 25 dava oldu. Birçoğu 1999’da kurulan Uzmanlaşmış Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından yargılandı. Mahkeme Ceza Yöntem Yasası’nı takip etse de, savunma avukatları UCM hâkimlerinin tarafsız olmadığını ve kendilerine etkili bir savunmaya başvurmalarına izin vermediklerini iddia ediyor; savunma hazırlama haklarının, müvekkillerinin dava dosyalarına ulaşmalarının ve mahkemenin sürekli olarak yok sayılan yöntemsel usulsüzlüklerine itiraz etmelerinin engellendiğini söylüyorlar.

2009’da aralarında terörist saldırı planladığı iddia edilen 8 kişinin / yıla kadar hapis cezasına çarptırıldığı en az 24 kişi, UMC tarafından El Kaide ile bağı olduğu gerekçesi ile yargılandı. Tarim Hücresi ya da Yemen’in Askeri Tugayları olarak anılan diğer 16 kişi Temmuz ayında UCM tarafından  2007 ve 2008 yıllarında iki Belçikalı kadının öldürülmesi ve Hadramawt’da bir polis istasyonuna saldırının da dahil olduğu terörist eylemler düzenlemekten mahkum edildiler; altısı ölüm, onu 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırıldı.

Sa’da çatışması

Cinayetler ve insani yardım erişimine engellemeler

Kuzey Sa’da valiliğinde silahlı çatışmada 2004’de başladı ve o zamandan beri aralıklı olarak sürüyor. Gerginlikler ilk kez 1990’larda Zaidizm’i canlandırmak için bir hareket başlatan eski parlamento üyesi ve din adamı Hüseyin Badr al-Din al-Huthi’nin müritleri Irak’ın 2003’teki Amerikan işgali sırasında, öncesinde ve sonrasındaki Amerika ve İsrail karşıtı protestolar sırasında ateşlendi. Protestolar ilk zamanlar Yemeni hükümetinin Amerika ile ilişkileri üzerine odaklanmıştı ve her defasında gözaltılar ve tutuklamalarla karşılaşıldı; 2004 yılının Haziran ayında, başarısız uzlaşı girişimlerinden sonra hükümet al-Huthi’nin teslim olmasını emretti. Güvenlik güçleri ve al-Huthi’nin müritleri olarak bilinen Huthiler arasındaki silahlı çatışmalar al-Huthi’nin 2004 yılının Eylül ayında öldürülmesine kadar devam etti.

O zamandan beri bir sürü mücadele yaşandı. 2008’de Katar hükümetinin aracılığıyla iki taraf arasında müzakere edilen bir anlaşma husumetlere kısa ömürlü bir ara ve iki taraftan da bazı tutukluların salınmasını getirdi. Buna rağmen, 2009 Ağustos ayında anlaşma bozuldu ve çatışma yeni bir yoğunlukta tekrar başladı. Hükümet, hava bombalamaları ve yer birliklerini kapsayan “Yakılmış dünya” kod ismiyle askeri bir taarruz başlattı. 2009 yılının Kasım ayında savaş, Sa’da’da isyancılara karşı ordusunu ve hava kuvvetini konuşlandıran Suudi Arabistan’la sınıra kaydı.

12 Ocak 2010’da Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği sözcüsünün açıklamasına göre, tahmini olarak 200,000 insan savaş sırasında yerinden edildi ve şuan bunların birçoğu uluslararası insani yardım kuruluşlarının kamplarında hayatlarını sürdürüyorlar. 2004’ten beri bilinmeyen sayıda sivil – belki yüzlerce ya da daha fazla – öldürüldü.

Yemeni hükümetinin, gazetecilerin ve bağımsız gözlemcilerin alana erişimini engellemesi ihlaller hakkında güvenilir bilgi edilmesinin zor, genellikle de imkânsız olduğu anlamına gelse de çatışmadaki tüm tarafların ciddi insan hakları ihlalleri gerçekleştirdiği iddia ediliyor. Hükümet, Huthi isyancılarını sivilleri ve yakalanmış askerleri öldürmekle suçluyor.

İsyancılar, Yemeni hükümet güçlerinin birçok insanın öldüğü rastgele saldırılar düzenlediğini iddia ediyor. Yakınlarda gerçekleşmiş bir hava saldırısında çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan en az 80 sivilin, Yemeni hava kuvvetlerinin Sa’da sınırındaki Maran valiliğinin Harf Sufyan bölgesinin Adi köyünü bombaladığı 2009 Eylül ayında öldürüldüğü bildiriliyor. Hükümet, ölümleri soruşturması için bir komisyon görevlendirdiğini bildirdi fakat bugüne kadar herhangi bir bulgu açıklanmış değil.

Sa’da valiliği hakkındaki haberlere sansür koymanın yanı sıra, Yemeni otoriteler çatışma sırasında birçok kez ulusal ve uluslararası insani yardım kurumlarının bölgeye erişimini engelledi ve sonuç olarak halk, çok ihtiyaç duyulan yardım tedariğinden yoksun kaldı ve  and effectively punishing in a collective manner civilians living in affected areas.

Suudi Arabistan yetkilileri de aynı şekilde geçen sene savaşa girmelerinden beri ayrımsız saldırılarda bulunmakla suçlandı. Huthiler, 20 Aralık 2009’da Suudi Arabistan hava kuvvetlerinin hava bombardımanının 50’si silahsız kadın olmak üzere 54 kişinin ölümüne sebep olduğunu iddia etti. Ne Suudi ne de Yemeni hükümetleri saldırı koşullarına dair bir açıklamada bulundu. Ayrıca Suudi hükümeti çatışmadan kaçan insanların Yemen ile olan sınırdan geçmelerini reddetti.

Tutuklamalar ve Davalar

Yüzlerce insanın Sa’da’daki çatışma ile bağlantılı olarak tutuklu olduğu bildiriliyor, ama yetkililer bunu sayısını ve tutklu olmalarını yasal temeli gibi bilgiler açıklamıyorlar. Yetkililer bu insanların özgürlüklerinden yoksun bırakıldıklarını kabul etmedikleri ya da nerede ve hangi koşullarda gözaltında tutulduklarını gizledikleri için, bu insanların bazılarının zorla kaybettirildiklerine dair endişeler var. Birçoğunun suçlama ve yargılama olmaksızın Sana’a’daki Politik Güvenlik ve Ulusal Güvenlik gözaltı merkezlerinde ya da Sana’a ve Sa’da’daki merkez cezaevlerinde tutulduğuna inanılıyor.

2006’dan beri onlarcası uluslararası adil yargılama standartlarını karşılamayan prosedürlerin ardından ölüm cezasına çarptırılan en az 140 tutuklu, UCM tarafından yargılandı. 2009’da silahlı çete oluşturmakla ve 2008’de özellikle Sana’a valiliğinin Bani Hushays bölgesinde asker öldürme dair şiddet suçları işlemekle suçlanan 190 kişi yargılandılar ve UCM tarafından kovuşturulmayı bekliyorlar. Bu kişiler 2008 yılında daha sonra bedelsizce salınan en az 50 başka kişiyle beraber tutuklanmışlardı. UCM tarafından farklı gruplar halinde yargılanmaktalar. 2009 senesinin sonunda en az 34’ü ölüm cezasına çarptırılırken en az 54’üne 15 yıla kadar hapis cezası verildi.

Sa’da’daki hükümet politikalarına eleştiren birçok kişi ve geçtiğimiz yıllarda yetkililerin hedefi haline geldi ve tutuklandıklarında Uluslararası Af Örgütü tarafından sadece ifade özgürlüğü hakkını kullandığı için hapsedilmiş düşünce suçlusu olarak görüldüler.

Sa’da’da ordunun sivilleri öldürmesi başta olmak üzere hükümet politikalarını eleştiren Sosyalist Parti mensubu ve gazeteci Muhammed al-Maqalih 2009 senesinin Eylül ayında zorla kaybettirilme mağduru oldu; güvenliği hakkında artan bir endişe var. Görünen o ki güvenlik görevlileri tarafından Sana’a’da bir sokakta kaçırıldı. Haber Alma Bakanlığı, Aralık 2009’da al-Maqalih’in devlet tarafından tutuklandığını kabul etti, ama Yemeni yetkililer nerede olduğuna, yasal statüsüne dair bilgi vermeyi ya da ailesine ya da avukatına erişimini reddetti. Siyasi Güvenlik ya a Ulusal Güvenlik tarafından tutuklandığına inanılıyor. 

Bir diğer gazeteci, Abdül Kerim al-Khaiwani hükümet politikalarına yönelttiği barışçıl eleştirileri sebebiyle baskıya uğradı. Haziran 2007’da Sa’na’daki evine girip onu yatağından sürükleyerek götürdüğü söylenen sivil giyimli Ulusal güvenlik görevlileri tarafından tutuklandı. Sana’a’daki içme suyunu zehirlemeyi ve Sa’da’daki olaylarla bağlantılı diğer şiddet suçlarını planlama gibi suçlarla karşılaşan bir düzineden fazla davalı ile beraber Sana’a Hücresi 2 olarak bilinen davada UCM tarafından yargılandı. 2008 senesinin Haziran ayında aleyhine olan kanıt sadece Sa’da’daki silahlı çatışma hakkındaki gazetecilik yayını olmasına rağmen hücreye üyelikten 6 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 2008 senesinin Eylül ayında diğer düşünce mahkûmlarıyla beraber bir Cumhurbaşkanlığı affından sonra serbest bırakıldı. Buna rağmen, 2009 senesinin Ocak ayında, mahkûmiyeti onaylandı; sonradan 2009 Mart ayında Cumhurbaşkanı tarafından affedildi.

Güneydeki huzursuzluk

Aşırı güç kullanımı ve toplanma özgürlüğü ihlalleri

Güneyde çalışan ya da emekli olmuş askerlerin Aden’de ve diğer güney şehirlerinde barışçıl protestolar düzenlemeye başladıkları 2007 Ağustos ayından beri Yemen’in güneyinde artan bir huzursuzluk var. Birçoğu, 1994’teki iç savaştan sonra silahlı kuvvetlerdeki işlerinden kovulmuş ve kuzeyde önceki Yemen Arap Cumhuriyeti’nin ordusunun askerlerine oranla daha az emekli maaşı aldıklarını söyleyip bunu protesto eden önceki Yemen Halkın Demokratik Cumhuriyeti ordusunun eski askerlerinden oluşuyor. Diğerleri ise kuzeydeki meslektaşlarının sözleşme şartları ve koşulları daha iyi olduğu için ayrımcılığa uğradıklarını iddia eden şuan ki birleşik orduda hizmet eden ya da etmiş askerlerden oluşuyor.

Yetkililer, birçok göstericiyi gözaltına alıp, kısa bir süre için tutuklayıp yargılama olmaksızın salarak tepki verdi. Protestocuların sıkıntılarına yetkililerin baskıcı yaklaşımı eklendi ve güney toplumundaki diğer sektörler de zor ekonomik koşullardan duydukları rahatsızlık ve hükümetin ayrımcılığına bağladıkları iş imkânlarının eksikliği sebebiyle onlara katılınca protestolar hızla büyüdü. Bireyler, siyasi gruplar ve diğer örgütlerden oluşan gevşek bir koalisyon ortaya çıktı ve Güney Hareketi olarak bilinmeye başladı. Şimdi, hareketteki birçok grup ülkenin güneyinin birleşik Yemen Cumhuriyeti’nden ayrılmasını ve dolayısıyla bağımsız bir devlet statüsünü tekrar kazanmayı istiyor.

Yemeni yetkililer 2009’da gerçekleşen ve silahlı protestocular ve güvenlik güçlerinin çatışmaları sonucu iki tarafın da yaralı/kayıp verdiği birçok olayı işaret ederek Güney Hareketi’ni silahlı bir unsura sahip olmakla suçluyor. Fakat bu çatışmalar protestolarda protestocuların silahlı şiddete bulaşmadığı genel bir durumun istisnai örnekleridir. Güney Hareketi’nin kendisi amaçlarının ve kampanyalarının barışçıl doğasını sürekli olarak vurgulamaktadır.

Çoğu protesto barışçıl gösterilerdi. Protestocuların şiddete bulaştığı zamanlarda, genellikle, güvenlik güçlerinin protestoları kesme girişimine açıkça tepki olarak göstericiler taş atıyorlar. Böyle durumlarda bile, görüldüğü kadarıyla, protestocuların eylemleri güvenlik kuvveti personelinin veya halkın yaşamını tehdit etmiyor. Buna karşın, rahatsız edecek kadar fazla örnekte, güvenlik güçleri protestoculara fişekle saldırdı ve bu genellikle uyarı olmadan ya da yaygın gösterileri ölümcül olmayan metotlarla kontrol altına almaya çalışmadan oldu. Sonuç olarak, onlarca protestocunun güvenlik güçlerince kanunsuzca öldürüldüğü ve birçoğunun yaralandığı bildiriliyor.

Mansour Ahmed Abdullah, 21 Mayıs 2009’da, 1994 iç savaşına yol açan güneydeki liderlerin birleşik Yemen Cumhuriyeti’nden ayrılmayı açıklamalarının 15. yıldönümüne dikkat çekmek için düzenlenen barışçıl protestoda yer almasının ardından öldürüldü. Mansour Ahmed Abdullah’ın alana yaklaşırken ve alanın 300 metre kuzeyindeyken uyarı ateşi açılmaksızın güvenlik güçlerince vurulduğu bildiriliyor. Abdullah, başından vurulup komaya girdikten sonra öldü. Uluslararası Af Örgütü’nden gelen bilgiye göre, Mansour Ahmed Abdullah silahsızdı ve ne o ne de onunla birlikte olan protestocular güç kullandılar ya da güvenlik kuvveti görevlilerine bir tehlike arz ettiler. Bugüne kadar ölümüyle ilgili bir soruşturma olmadı. 21 Mayıs’taki protestoda dört protestocu daha öldürüldü ve en az 10 tanesi de yaralandı.

Öcesinde, 10 Eylül 2007’de 25 yaşındaki Walid Salih Ubadi ve başka bir kişi al-Dali’de kasabadaki emekli askerlerin taleplerini destekleyen barışçıl bir gösteri sırasında güvenlik güçleri tarafından vurularak öldürüldü. Diğer sekiz gösterici de yaralandı.

Ölümlerin hepsi protesto gösterileri sırasında olmuyor. Güney Hareketi’nin yönetici üyelerinden Ali Ahmed La’jam güvenlik güçlerince evinde apparently in cold blood ve mevcut protesto kontekstinin dışında öldürüldü. Raporlara göre, güvenlik güçleri 3 Temmuz 2009’da Lahj’daki evine girdiler ve onu ailesinin önünde vurarak öldürdüler. Onu vuran güvenlik kuvveti üyelerinin yaşamlarına herhangi bir tehdit oluşturmadığı söyleniyor. Eğer bu raporlar doğruysa, öldürmeler yargısız infaz olarak gerçekleşiyor. Öldürmeler için bilinen hiçbir bağımsız soruşturma yok.

Tutuklamalar, yargılamalar, işkence ve basına saldırı

Protestoların başladığı 2007 yılından beri, güvenlik güçleri keyfi olarak binlerce göstericiyi ve yoldan geçen insanı gözaltına alıp tutukladı. Gözaltına alınanların çoğu protestolarda yer almamaları ya da yer almalarını cezalandırmak için tutuklanıp hemen serbest bırakıldı. Fakat birçoğu suçlama ya da yargılama olmaksızın uzun süre gözaltında tutuldular ve kanunsuz şekilde avukatlarına ve tutukluluklarının yasallığına itiraz edebilmelerini sağlayacak araçlara erişimleri reddedildi.

Bazı tutuklular, tutukluluk süresince işkenceye ya da başka kötü muamelelere maruz kaldıklarını iddia ediyorlar. Güneydoğu Yemen’de al-Mukalla’da Güney Hareketi’nin eylemcilerinin salınmasını isteyen barışçıl protestonun ardından Mayıs 2009’da onlarca gözaltındaki insan tutuklandı ?? Tens of detainees arrested in May 2009 following a peaceful protest in al-Mukalla in south-eastern Yemen calling for the release of Southern Movement activists have reportedly since been subjected to torture or other ill-treatment in the city’s Central Prison after chanting demands for the independence of the south of the country and for their release from prison. Uluslararası Af Örgütü’nden elde edilen bilgiye göre, Salim Ali Bashawayh’ı da kapsayan, elebaşı olarak görülen 7 kişi el ve ayak bileklerinden sabit kol demirlerine kelepçelendiler ve ağır acıya sebep olacak şekilde saatlerce asılı tutuldular. Diğerlerinin göz yaşartıcı bombaya maruz bırakıldığı, sopalarla dövüldüğü, yumruklandığı, tekmelendiği bildirildi.

Bazı davalarda, gözaltındakiler, özellikle protesto liderleri olarak görülen bireyler suçlanıyor ve uzun bir tecrit hapsinden sonra UCM’ye getiriliyorlar. Bu kişiler, 2009 yılının Nisan ayında tutuklanıp, ulusal bütünlüğü protesto düzenleyerek ve güneyin bağımsızlığını talep ederek tehdit etmekle suçlanan eski diplomat Kasım Asker Jubran ve siyasi aktivist Fadi Ba’oom gibi düşünce mahkûmlarından oluşuyorlar ve hala Sana’a’da tutuklu olup UCM tarafından yargılanıyorlar.

Hükümetin güneydeki protestolara yönelik politikaları eleştirenler de hedef alınıyor ve bazı durumlarda belirsizce telaffuz edilen “ulusal bütünlüğü zedeleme” suçlamasıyla karşılaşıyorlar. 60 yaşındaki öğretim görevlisi ve avukat Dr. Muhammed al-Saqaf, 11 Ağustos 2008’de Sana’a havaalanında ailesi ile beraber tatil için uçağını beklerken tutuklandı. Ulusal Güvenlik tarafından birkaç gün boyunca Sana’a’daki Adli Soruşturma Cezaevi’nde “ulusal bütünlüğü zedeleme” suçlamasıyla tutulduktan sonra, kefalet karşılığı serbest bırakıldı. Hakkındaki suçlamalar, 2008 yılının Eylül ayındaki Cumhurbaşkanı affı sonrasında son buldu. Güneydeki protestolara karşı hükümetin baskıcı önlemlerine yönelik eleştirileri ve sürekli olarak tutuklamalara maruz kalan ve kısa süre suçlama ve yargılama olmaksızın keyfi olarak gözaltında tutulan Sosyalist Parti’nin aktif üyesi Hasan Ba’oom’un savunma avukatlığını yaptığı için hedef seçildiği anlaşılıyor.

Ta’iz’deki Ceza Mahkemesi tarafından 2008yılının Temmuz ayında, Cumhurbaşkanı’nı hicvederek küçük düşürdüğü ve hükümetin güneydeki sert önlemlerini eleştirdiği için 18 ay hapis ve para cezası ile cezalandırılan sanatçı Fahd al-Qirni 2008 yılının Eylül ayında aynı Cumhurbaşkanı affıyla serbest bırakıldı.

Güneydeki huzursuzlukla bağlantılı olarak bağımsız medya da özellikle 1994’teki iç savaşın başlangıcının 15. Yıldönümü olan 27 Nisan 2009’da güneydeki protestolara birçok gazete tarafından yer verilmesinin ardından sürekli bir baskı altına girdi. 30 Nisan 2009’da, yetkililer, 1958’de kurulan ve Yemen’in en yaygın günlük gazetelerinden biri olan al-Ayyam gazetesinin her kopyasına sokaklardaki gazete bayilerinden, Başkent Sana’a’daki ve güneydeki dağıtım noktalarından toplattı. Mayıs’ın başlarında el-Ayyam’ın ofisleri gazetenin kopyalarının dağıtılmasını engellemek için basıldığında diğer bazı gazetelere karşı da aynı yöntemi uyguladılar. Hükümet, Yemen’in güneyindeki protestoları haber yaparak ülkenin güneyinin ayrılmasını desteklediğini düşündüğü bütün gazeteleri yasakladı. Birçok gazete kapatılmaya zorlandı, fakat basılması engellenen al-Ayyam haricindeki bütün gazeteler tekrar basılmaya başladı.

Mayıs’ta medya ile ilgili davalara bakma yetkisine sahip yeni bir mahkemenin kurulduğu duyuruldu. 2010 yılının Ocak ayında Anissa Uthman bu mahkeme tarafından Cumhurbaşkanı’na hakaret etmekle mahkûm edildi ve yokluğunda üç ay hapis cezasına çarptırıldı.

2009 yılının Mayıs ayında güvenlik güçleri al-Ayyam’ın Aden’deki ofisine saldırdı, biri güvenlik görevlisi iki kişiyi öldürdü ve bir başkasını yaraladı. Gazetenin 66 yaşındaki genel yayın yönetmeni Hisham Bashraheel’i tutuklamaya çalışıyorlardı. Sadece ülkenin güneyindeki protestoları haber yaptığı için hedef seçilmişti.

Çok yakın zamanda, Hisham Bashraheel ve diğerleri,  4 Ocak 2010’da, gazetenin Aden’deki ofislerinde, yetkililerin al-Ayyam’ın basılmasını ve dağıtılmasını yasakladığından beri geçen 8 aylık zamana dikkat çekmek için oturma eylemine başladılar. Güvenlik güçleri protestoculara 4 Ocak’ta ateş açtı ve gazetenin güvenlik görevlileri de ateşle karşılık verdi: bir güvenlik görevlisi öldü, üçü yaralandı; gazetenin güvenlik görevlilerinden de biri öldü, üçü yaralandı. Hisham Bashraheel. Hani ve Muhammed isimli iki oğluyla beraber Hisham Bashraheel 5 ve 6 Ocak’ta tutuklandı ve halen Aden’deki Ceza Soruşturma Departmanı’nda tutuluyor.

İnsan Hakları Çerçevesi

Yemeni hükümeti, 1990’larda ve 2000’lerde insan haklarının korunmasını geliştirmek için birçok önemli tedbir aldı. Ulusal düzeyde, hakları anayasa ve diğer yasalar kapsamına aldı ve 2003’te ülkedeki insan haklarının gelişmesini için önemli bir resmi sese dönüşen İnsan Hakları Bakanlığı’nı kurdu. Geçtiğimiz yirmi yıl boyunca sivil toplumun gelişmesine izin verdi; ulusal hükümet dışı örgütler/sivil toplum örgütleri ve basın genellikle hükümet politikalarını dikkatle gözetleyip açıkça eleştirebiliyor, olumsuz yankılar olmaksızın çalışıyorlardı. Ayrıca uluslararası hükümet dışı örgütlerin de girebilecekleri alanlar ve oralarla iletişimleri üzerinde sınırlamalar olsa da ülkeye girişlerine genellikle izin veriliyordu.

Buna rağmen, geçtiğimiz yıllarda, yetkililer birçok kurumsal değişikliğe giriştiler ve insan hakları çerçevesini ciddi anlamda aşındıran uygulamalara başladılar. 2002’de hükümet Ulusal Güvenlik adında yeni bir güvenlik kuvveti oluşturdu. Siyasi Güvenlik gibi Ulusal Güvenlik de doğrudan Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Saleh’e rapor veriyor ve kanunen tarafından yasal denetime tabi olmadığı için kanuni çerçevenin dışında işlev görüyor. 2004’te hükümet 1999’da hiraba (kamusal toprağı işgal etme ulaşım araçlarını çalma, memurlara karşı saldırganlık gibi suçları belirten Shari’a tabiri) suçunu yargılaması için kurulan UCM’nin yargılama yetkisini, ona devletin güvenliğine karşı belirsizce suç işlemekle suçlanan insanları yargılama yetkisi vererek genişletti. Bahsedildiği gibi, mahkeme Ceza Yöntemleri Yasası’nı takip ediyor olsa da, yargılama usulleri genellikle uluslararası adil yargılama standartlarını karşılamıyor. 2009 yılının Mayıs ayında hükümet medya ile ilgili davaları görmesi için, basın özgürlüğünü daha fazla zedelediği ve hükümetçe hassas veya utanç verici olduğu düşünülen konularda yorum ya da açıklama yapmasını engellediği görülen bir mahkeme yarattı. Yemen’deki insan hakları avukatları iki mahkemenin de anayasaya aykırı olduğunu iddia ediyorlar.

Devam eden yasal düzenleme ülkedeki insan haklarının korunmasını daha fazla tehdit ediyor. Bu ayın başlarında getirilen Kara Para Aklama ve Terörizm Finansmanı Yasası, avukatların avukat-müvekkil gizliliği prensibini ihlal ederek müvekkilleri hakkındaki bilgileri ifşa etmelerini gerektiriyor. (5) Terörle Mücadele Yasası’nın taslağı birçok açıdan tehlikeli. Bunlardan biri, siyasi şiddet eylemleri kadar meşru barışçıl muhalefeti de cezalandırmak için kullanılma riski taşıyacak kadar belirsiz ve fazla genel olan “terör eylemi” tanımı. (6) Bir diğeri ise bu yasa taslağının Yemeni yasaları tarafından ölümle cezalandırılabilecek ceza sayısını genişletmesi. Ceza Yasası için önerilen değişiklik için de aynı endişe geçerli. Bu değişiklik, suç işlendiği sırada 15 ve 18 yaş arasındaki bireylere, kanun dışı olan fakat geçtiğimiz yıllarda ölümle cezalandırılıp idam edilen çocuk örneklerinde olduğu gibi pratikte uygulanan idam cezası uygulamasının önünü açıyor. (7)

Hem 1990’larda, güneydeki Yemen Halkın Demokratik Cumhuriyeti ile birleşmeden önceki onaylamaların mirasını devralması sonucu hem de 1990’ların başında kendi inisiyatifiyle, Yemen Cumhuriyeti birçok insan hakları anlaşmasının taraf devleti oldu. Bu anlaşmalar Uluslararası Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi, Uluslararası Ekonomik, Siyasi ve Kültürel Haklar Sözleşmesi, İşkence ve Zalim, İnsani olmayan ve Alçaltıcı Muamele ve Ceza karşıtı Sözleşme (CAT), Çocuk Hakları Sözleşmesi, Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi Sözleşmesi, Her Tülü Irk Ayrımcılığının Yok Edilmesi Sözleşmesi’ni kapsıyor.

Yakın zaman kadar, Yemeni yetkililer, genellikle, bu anlaşmalar altındaki zorunlulukları açısından BM insan hakları mekanizmaları ile iyi bir işbirliği içindeydiler. Buna karşın, 2009 yılının Kasım ayında BM işkence uygulaması karşıtı komitesine katılmamaları(Torture’s examination of their second periodic report on implementing CAT), özellikle komitenin “işkence ve kötü muamele uygulamalarının” Yemen’de “yaygın” olduğuna dair sonucu ile düşünülünce endişe verici bir gelişmeydi.

Yemen aynı zamanda Mültecilerin Statüleri ile ilgili 1951 Anlaşmasının, onun 1967 Protokolünün ve 12 Ağustos 1949 Cenevre Sözleşmesi’nin ve 1. ve 2. Ek Protokolünün taraf ülkesidir.

Gelecekte oluşması olası durumlar

Birleşik Krallık hükümeti tarafından çağrısı yapılan ve 27 Ocak 2010 da Londra’da düzenlenen Yemen hakkındaki uluslararası üst düzey toplantı Batıdaki ve Körfez İşbirliği Konseyi’nin (KİK) de bulunduğu diğer hükümetlere Yemen hükümetine insan haklarının terörle mücadele adına kurban edilmemesi gerektiğini açıkça göstermeleri için önemli bir fırsat sağlıyor. Yemeni hükümetinin, terör tehdidi oluşturan ya da suç işlemekle suçlananların takibi de dâhil olmak üzere, uluslararası kanunlar altındaki zorunluluklarına tamamen uyması için ısrar etmeliler. Yemeni Hükümeti’ne terörle mücadele adı altında yapılacak herhangi askeri ve güvenlik yardımının, El-Kaide üyesi olmakla ya da onu desteklemekle suçlananlar ya da Sa’da valiliğinde süre giden çatışmadan ve devam eden huzursuzluk ortamından ve güneyin ayrılması taleplerinden etkilenmiş binlerce insana karşı, insan hakları ihlallerinde kullanılmayacağını da temin etmeliler.

Dipnotlar:

(1) Bu tarz sorunlarla ilgili bilgi için lütfen bakınız: Amnesty International Yemen: Government should announce commitment to tackle ‘widespread’ torture (Index: MDE 31/017/2009), 27 November 2009; Amnesty International Yemen’s Dark Side: Discrimination and violence against women and girls (Index: MDE 31/014/2009), 25 November 2009; Amnesty International, Yemen: Submission to the UN Universal Periodic Review: Fifth Session of the UPR Working Group of the UN Human Rights Council, May 2009, 10 November 2008; Amnesty International The Gulf and the Arabian Peninsula: Human rights fall victim to the “War on Terror” (Index: MDE 04/002/2004), 22 June 2004; Amnesty International Yemen: The Rule of Law Sidelined in the Name of Security, (Index: MDE 31/006/2003), 24 September 2003.

(2)
24 Ekim 2009’da yayınlanmış makaleden.

(3) Uluslararası Kızılhaç Örgütü’ne göre, “a) eğer bir husumet iç huzursuzluk ya da düzensiz bir isyan seviyesine ya da ötesine geçerse, b) eğer taraflar belirlenip tanımlanabiliyorsa, c) eğer çatışmanın alan sınırları belirlenip tanımlanabiliyorsa, d) eğer çatışmanın başlangıcı ve sonu belirlenip tanımlanabiliyorsa bu durum  uluslararası olmayan silahlı bir çatışmaya dönüşebilir” Savaş ne zaman savaş değildir? – “teröre karşı küreselsavaş”ta silahlı çatışmanın gerçek rolü, UKÖ’nün resmi açıklaması, 16 Mart 2004.

(4) Report of the Special Rapporteur on extrajudicial, summary or arbitrary executions, Summary of cases transmitted to Government and replies received A/HRC/4/20/Add.1, 12 March 2007.

(5) Bu prensip, BM Avukatların Rolü hakkındaki Temel Prensiplerin 22.sinde: “Hükümetler avukatlar ve müvekkilleri arasındaki profesyonel ilişkideki bütün iletişim ve danışmaların gizliliğini tanıyıp saygı duymalıdır” diye belirtiliyor.
 
(6) Bakınız Terörle Mücadele Yasası’nın 2. Maddesi “terör eylemi”ni şu şekilde tanımlıyor: “Motivasyonu ve amacı ne olursa olsun, bireysel ya da kolektif suç gündeminin uygulayan ve kamusal düzenin bozan, kamusal çıkara zarar veren, çevreye, kamusal ya da özel tesise ya da özel mülkiyete zarara sebep olan ya da işgal etmeye, kamu sağlığını ya da ulusal ekonomiyi tehlikeye atan, yetkililerin görevlerini aksatan, toplumun güvenlik ve emniyetini tehlikeye sokan, cumhuriyetin güvenliğini ve barışı tehdit eden, cumhuriyetin siyasi bütünlüğünü ya da egemenliğini tehdit eden, anayasanın veya yasaların işleyişini aksatan, insanlar arasında paniğe yol açan, onlara zarar veren veya hayatlarını, özgürlüklerini ya da güvenliklerini tehlikeye sokan her türlü şiddet eylemi ve tehdidi”. Bu madde büyük oranda, birçok BM insan hakları mekanizmaları tarafından eleştirilmiş Terörün Durdurulması için Arap Anlaşması’nın “terörizm” tanımından alınmıştır.

(7) Böyle bir gelişme Yemen’in taraf devlet olduğu Uluslararası Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi’nin 6. Maddesini (5) ve Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 37. maddesini ihlal edebilir.

Harekete Geç

Destekleyin

Üye olun

Yerel Gruplar

  • Site Map