‘KİMİN ADALETİ?’ BOSNA VE HERSEK’İN KADINLARI HALA BEKLİYOR
2 October 2009
‘KİMİN ADALETİ?’
BOSNA VE HERSEK’İN KADINLARI HALA BEKLİYOR
1. GİRİŞ
“Sadece 14 yaşında iken neden dolayı suçluydum? Kime ne yapmıştım? Onun bıçağının tam ucundaydım ve Tanrı’ya onun beni öldürmesi için dua ettim. En kötüsü, babamın yanından alınıp götürüldüğüm zamandı. Hiçbir zaman sağ olarak geri dönemeyeceğimi düşündüm. Babamın ellerini telle nasıl bağladıklarını ve onun nasıl bana yardım edemediğini gördüm. Onun gözyaşları belleğimde ebediyen kaldı ve bunu asla unutmayacağım. Ve askerleri. Onların üniformaları, onların maskeleri. Bütün bunları asla unutmayacağım.” – Sabiha1, Uluslararası Af Örgütü tarafından Mart 2009’da Bosna ve Hersek Federasyonu’nda (FBiH) röportaj yapıldı.
“Bu suçu cezalandırmak mümkün mü bilmiyorum. Eğer adalet varsa!? Sevgili Tanrım, umarım vardır! Belki bir yerde ama burada Bosna’da değil! Burada değil! Burada hiçbir şekilde adalet yok!” – Bakira, Uluslararası Af Örgütü tarafından Mart 2009’da FBiH’de röportaj yapıldı.
“İnsanlar içimizi boşaltmamız, acımızı ifade etmemiz gerektiğini söylüyor. Bu o kadar da kolay değil. Unutmak imkânsız. Üç yıldır terapi görüyorum. Eğer psikolojik destek ve ilaçlar olmasaydı, ben hayatta olmazdım. Terapiden önce ölmüşüm gibi hissediyordum. O utancı ve aşağılanmayı saklıyordum. Bütün bu kötü hisleri içimde tuttum ama hiçbiri kaybolmayacaktı.
Haplar olmadan uyuyamıyorum. Hala insanlar savaşa değindikleri zaman kolayca üzülüyorum. Bir görüntü, bir anı, bir televizyon reklamı kıvılcım olabilir. Buna dayanamıyorum. Bununla kendim başa çıkamıyorum. Çocuklara bağırmamak için onlardan uzaklaşmam gerekiyor. Kendi sorunlarımın onları etkilemesini istemiyorum. Yardıma ihtiyacım var.” – Tanja, Uluslararası Af Örgütü tarafından Mart 2009’da Sırp Cumhuriyeti’nde röportaj yapıldı.
Bu rapor, Bosna ve Hersek (BiH) yetkililerinin, 1992–1995 savaşı bağlamında meydana gelen cinsel şiddet içeren savaş suçlarından sağ kalanlara adalet ve tazminat sağlama yükümlülüklerini nasıl ihmal ettiklerini belgeliyor. Bunu yaparken, bu yetkililer sağ kalanların insan haklarını ihlal ettiler.
BiH hükümeti 1992–1995 savaşı sırasında tecavüze uğramış olan binlerce kadına adalet ve tazminat sağlamakta başarısız oldu. Uluslararası ve ulusal mahkemeler önünde cinsel şiddet suçlarını kapsamlı olarak soruşturmak ve aleyhine dava açmakta süregelen başarısızlık, bu suçlardan sorumlu olanların hala adaletten kaçmayı başardıkları ve dokunulmazlığın hüküm sürdüğü anlamına geliyor. Anlamlı adalet ve eksiksiz ve etkili tazminat olmadıkça, mağdurlar bu korkunç suçların etkilerinin acısını çekmeye devam ediyor. Modası geçmiş ayrımcı yasalar ve düzenlemeler, hayatta kalanların itibar görmemeleri ve korunma ya da destek almamaları ile sonuçlanıyor. Genellikle, hayatlarını yeniden inşa etmeye yardım için ihtiyaç duydukları tanınma ve yaşamsal destek yerine damgalanma ile karşılaşıyorlar.
BiH’deki savaş biteli 13 yıldan daha fazla olduğu gerçeğine rağmen, cinsel şiddet içeren savaş suçları işleyen failler, dokunulmazlıktan yararlanmaya devam ediyor ve sıklıkla kurbanlarıyla aynı topluluklarda oturuyor. Bu suçlardan sağ kalanlar, travma sonrası stres bozukluğu ile diğer psikolojik ve fiziksel sorunlardan dolayı acı çekiyor. Psikolojik destek genellikle mevcut değil ve sağlık servislerine erişim, özellikle ülkenin uzak bölgelerinde yaşayan kadınlar için sınırlı. Sağ kalanların çoğu işsiz; çoğu kez acısını çektikleri fiziksel ve psikolojik hasarlara bağlı sebepler nedeniyle. Genellikle yoksulluk içinde yaşıyorlar ve ilaçların parasını ödeyemiyorlar. Tecavüz, BiH’de tabu bir konu olmaya devam ediyor ve bu suçtan kurtulanlar toplum tarafından damgalanmış durumda.
Savaştan sonra, kanunları uygulamak için yerel talepler ve uluslar arası destek ile harekete geçirilen ulusal girişimlerin odağı, failleri adalet önüne çıkarmaktı. Bu sürecin kendi başarıları (birtakım davalar ve mahkûm etmeler şeklinde) ve eksiklikleri (bu raporda derinlemesine inceleniyor) oldu. Sağ kalanların kendilerine karşı işlenen suçlar için tazminat hakkına olan saygı, sadece uluslararası hukukta zorunlu olduğu için değil; aynı zamanda mağdurlara geçmişle başa çıkmalarına ve hayatlarına devam etmelerine yardım etmek için de önemli. Yine de ne devlet ne de uluslararası topluluk, mağdurlara tazminatı kendi öncelikleri haline getirdi. Damgalanmanın ve toplumdan dışlanmanın devam etmesi de tazminat haklarının bir parçası olarak ele alınmalı. Uluslararası Af Örgütü, mağdurların adalet süreci ile ilgili algısının (ve kendi genel refahlarının), sadece adalet düzeninde ne olduğundan değil fakat, yetkililerin ve toplumun onların ihtiyaçlarına nasıl cevap verdiğinden de etkilendiğini buldu. Geçmiş adaletsizlikler için tazminat yoluyla mağdurlara yapılan destek, adalete erişim hakkından ayrı tutulamaz – bu ikisi bağlantılıdır.
1993’te Uluslararası Af Örgütü, BiH’deki savaş sırasında tecavüz ve diğer cinsel şiddet içeren savaş suçlarının büyük ölçekte gerçekleştiğini belgeledi.2O zamandan beri Af Örgütü, BiH yetkililerine ve uluslararası topluluğa, tecavüz ve diğer cinsel şiddet yöntemleri dâhil olmak üzere bu savaş suçlarından sorumlu olanların3 acilen adalet önüne çıkarılmaları ve uluslararası adil yargılama standartları gereğince dava edilmelerinin sağlanması için çağrıda bulunuyor.
Aralık 2008’de UAÖ delegeleri, cinsel şiddet içeren savaş suçlarının mirası üzerine saha araştırması yapmak için BiH’i ziyaret etti. Bu araştırma süresince cinsel şiddet içeren savaş suçlarından sağ kalanlarla, sağ kalanların derneklerini temsil eden 20’den fazla insanla ve sağ kalanları destekleyen sivil toplum kuruluşları (STK’lar) ile görüştüler. Aynı zamanda BiH yetkilileri ve uluslararası topluluk temsilcileri ile konuştular.4 Mart 2009’da cinsel şiddet içeren savaş suçlarından sağ kalanlar ile daha fazla görüşme gerçekleştirildi ve BiH STK’ları ile bir danışma/müzakere görüşmesi düzenlendi.5 Mart 2009’daki ziyaretleri sırasında Uluslararası Af Örgütü temsilcileri, STK’lar, hükümet yetkilileri ve uluslararası topluluk temsilcileriyle de ek görüşmeler gerçekleştirdi.6
Savaş sırasında kadınların yanı sıra erkekler de tecavüz ve cinsel şiddete maruz kalmış olmalarına rağmen Uluslararası Af Örgütü, başka sebepler arasında, erkeklere karşı işlenen cinsel şiddet suçlarıyla ilgili yeterli belgelemenin mevcut olmamasından dolayı araştırmasını bu tür savaş suçlarının, sağ kalan kadınlardaki mirasına odaklanacak şekilde düzenledi. Uluslararası Af Örgütü’nün araştırması ve yaptığı birtakım çalışmalar, sağ kalan erkeklerin, çoğunlukla onlara yapılan tacizlerden dolayı damgalanmaları sebebiyle savaş dönemi tecrübeleri hakkında konuşmakta isteksiz olduklarını ortaya koyuyor.7 Fakat örgüt, cinsel şiddet içeren savaş suçlarından sağ kalan erkeklere odaklanılarak yapılacak bir araştırmanın çok kayda değer olacağına inanıyor.
1.1. BOSNA VE HERSEK’TEKİ SAVAŞ
Slovenya ve Hırvatistan’ın Haziran 1991’de Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti (SFRY)’nden bağımsızlıklarını ilan etmelerini takiben, o zamanki Bosna-Hersek Cumhuriyeti (RBiH) de Ekim 1991’de egemenliğini ilan etti. O zaman RBIH’nin nüfusu, Müslüman Bosnalılar (Boşnaklar), Hırvatlar ve Sırplar ile birkaç etnik azınlığın üyelerinden oluşuyordu. Şubat ve Mart 1992’de RBiH yetkilileri tarafından bağımsızlık için bir referandum düzenlendi. Referandum, RBiH’deki Sırp nüfusu tarafından büyük bir ölçüde boykot edildi. Oy verenlerin yüzde 92,7’si bağımsızlığı destekledi (katılım oranı olan yüzde 63’ün içinden). Referandumun ardından, RBiH’deki üç temel etnik grup arasındaki gerginlikler arttı ve 6 Nisan 1992’de Saraybosna’da savaş patlak verdi.
Nisan 1992 ile Eylül 1995 arasında RBiH, çok sayıda ölüm, tecavüz ve zorunlu yer değiştirmenin dâhil olduğu savaş suçlarını ve insanlığa karşı suçları teşkil eden ciddi insan hakları ihlallerine sahne oldu. Uluslararası Af Örgütü savaş sırasında meydana gelen insan hakları ihlallerini çok sayıda raporunda belgeledi.8 100,000 civarında insanın öldüğü; aşağı yukarı 2 milyon insanın mülteci olduğu ve içeride yeri değiştirilen kişi (IDPler)haline geldiği ve yaklaşık olarak 12,500 insanın kaybolduğu tahmin ediliyor.9 Hem eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY) hem de Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), Temmuz 1995’te, 7,000’den fazla erkeğin ve çocuğun öldüğü Srebrenica’da Bosnalı Müslümanlara karşı soykırım yapıldığına dair hüküm verdi.10
Savaş sırasında tecavüz ve diğer cinsel şiddet yöntemlerinin kullanımı çok yaygındı.11 Mevcut olan bilgiye göre mağdurların çoğunluğunu Bosnalı Müslümanların oluşturmasına rağmen, tecavüz çatışmaya dâhil olan bütün taraflar tarafından büyük bir ölçüde işlendi.12
ICTY tarafından toplanan deliller tecavüzün bazı durumlarda, kadınların özellikle cinsel istismar amacıyla özgürlüklerinden mahrum bırakıldıkları kamplar ya da diğer yerlerde, sistematik bir şekilde düzenlendiğini öne sürüyor. Diğer durumlarda tecavüz, sivillerin zorla yerlerinin değiştirilmesi amacıyla sivil nüfusa yönelik askeri saldırılar sırasında gerçekleşti. 13 Tecavüz failleri düzenli ordu, polis güçleri ve yarı-askeri gruplarının üyeleriydi. Uluslararası Af Örgütü, uluslararası barış koruyucularının işlediği iddia edilen birtakım tecavüz olaylarının da farkındadır. Bugüne kadar sözde cinsel şiddet suçlarından sorumlu olan barış koruyucularından hiçbiri adalet önüne getirilemedi.
Silahlı çatışmaya Kasım 1995’de Dayton Barış Anlaşması ile son verildi.
Tecavüze uğrayan ya da başka cinsel şiddet yöntemlerine maruz kalan kadın ve erkeklerin sayısı hakkında güvenilir hiçbir istatistik yok. BiH hükümetinin erken tahminleri, her ne kadar bu tahmin güvenilmez ve siyasi olmakla eleştirildiyse de, bu sayının 50,000 olduğunu önerdi.14 Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, 20,000 kadının tecavüze ve diğer cinsel şiddet yöntemlerine maruz kaldığı tahmininde bulundu.15
1992-1995 silahlı çatışması sırasında tecavüze uğrayanların gerçek sayısı muhtemelen hiçbir zaman saptanamayacak. Barış döneminde bile, tecavüz, en ez rapor edilen suçlardan biri.16 Uzmanlara göre, savaştan önce eski Yugoslavya’da, tecavüzden sağ kalanların sadece yüzde 7-10’u bu suçu bildirdi.17
Savaş sırasında polis ve adli kurumlar gibi kamu kurumları çökmüş olduğundan dolayı, az sayıda kadın, eğer bunu istedilerse dahi, kendilerine karşı işlenen suçları bildirebildi. Ek olarak, birçok olayda, yerel polis güçlerinin üyelerinin kendileri tecavüze karıştı. Savaştan sonra, sağ kalanların çoğu suçları bildirmedi çünkü yaşadıkları topluluklardaki polis güçleri savaş suçlarına karışmış olan insanlardan oluşuyordu. Diğerleri ise eğer suçu bildirirlerse kimliklerinin açığa çıkacağından ve bunun onları damgalanmaya maruz bırakacağından korktu. Sağ kalanların çoğu, savaşta başlarına neler geldiğini ailelerine anlatmak için çok sarsıntı geçirmiş haldeydi. Onlara uygun psikolojik ve sosyal desteğin eksikliği, onlar için suçu bildirmeyi daha da zor hale getirdi.
Uluslararası Af Örgütü, savaş sırasında tecavüze uğrayan kadın ve erkeklerin sayısı üzerine henüz tahmin yapmadı ve diğerleri tarafından ortaya konan tahminleri doğrulayamadı. Ancak, bugüne kadar ICTY ve yerel mahkemeler tarafından toplanan kanıtlar ile yerel ve uluslararası STK’ların raporladığı bilgilerin, silahlı çatışma sırasında tecavüzün yaygın olduğu ve tecavüze uğrayanların sayısının en azından birkaç bin olduğu konusunda sağlam deliller oluşturduğunu göz önünde bulunduruyor.
1.2. DAYTON BARIŞ ANLAŞMASI VE ÜLKENİN YAPISI
BiH’deki silahlı çatışmayı bitiren, Kasım 1995 tarihli Bosna-Hersek’te Barış için Genel Çerçeve Anlaşması (Dayton Barış Anlaşması, DPA), karmaşık bir güç paylaşımı yapısı yarattı.18 DPA’ya dayanarak, Bosna ve Hersek iki yarı özerk bölgeden oluşuyor: Bosna ve Hersek Federasyonu (FBiH) ile Sırp Cumhuriyeti (Republika Srpska-RS ). Kuzey Bosna’daki Brčko Bölgesi’ne özel bir statü verilmiştir.
Bütün üç “oluşturan millet” (Bosnalı Müslümanlar, Hırvatlar ve Sırplar) bütün bölgelerde ve Brčko Bölgesi’ndeki kamu kurumlarında, 1991 nüfus sayımında kaydedilen nüfusun etnik bileşimine göre temsil ediliyor. DPA aynı zamanda BiH’deki uluslararası topluluğu temsil eden Yüksek Temsilcilik Ofisi (OHR)’ni oluşturdu. OHR, DPA’nın uygulanmasını gözlemlemek ile yükümlü ve 1997’den beri, BiH yetkililerini görevden alma ve yasa çıkarma gücü de dâhil olmak üzere yürütme güçlerine sahip oldu.
BiH’deki her iki bölgenin de kendi meclisi, hükümetleri ve hukuki düzeni var. Brčko Bölgesi de adalet sistemi dahil olmak üzere kendi iç işlerinden sorumlu.19 FBiH, kendi hukuki düzenlerini bağımsızca düzenleyen kantonlara bölünerek daha da merkezi olmayan bir şekilde yönetilmekte. RS’nin adalet sistemi ise merkezi.
Bu merkezi olmayan ve karmaşık idari yönetim düzenin bir sonucu olarak, savaş suçları davaları, FBiH’deki 10 kanton mahkemesinden birinde ya da RS’deki 5 bölge mahkemesinden birinde ve Brčko Bölgesi’ndeki Ana Mahkeme’de yapılabilir. Bosna ve Hersek Devlet Mahkemesi’nde Savaş Suçları Bölümü (WCC)’nün kurulumunu takiben, Mart 2005’den beri davalar aynı zamanda devlet seviyesinde de görülebilir. Bu, Devlet Mahkemesi başta olmak üzere, BiH’de savaş suçları davalarından sorumlu olan 13 yargı organının/alanının olması ile sonuçlanıyor.20
BiH’deki mevcut yasal çerçeveye göre, tecavüz ve diğer cinsel şiddet yöntemlerinden sağ kalanlara psikolojik, ekonomik ve sosyal destek, sosyal refah kurumları tarafından sağlanmalı. Fakat BiH’de sosyal refah sisteminden sorumlu olan bir merkezi devlet kuruluşu yok. Bu sorumluluk, yasamanın tanıtılması ve uygulanması, kaynakların paylaştırılması ve hizmetlerin dağıtılması da dâhil olmak üzere bölgesel düzeyde dağıtılıyor. RS’de sosyal refah sistemi, RS hükümeti tarafından bölgesel düzeyde düzenleniyor ve vatandaşlara doğrudan hizmet sağlayan sosyal refahla ilgili belediye daireleri yoluyla dağıtılıyor. FBiH sistemi merkezi değil. Federal yetkililer, yasamanın tanıtılması ve kaynakların vatandaşlara doğrudan hizmet sağlayacak olan kanton yetkililerine paylaştırılmasından sorumlu. FBiH’deki 10 kantonun her biri kendi yöntemiyle sosyal bakım hizmetleri düzenliyor ve sosyal desteğin çeşidi ve seviyesi kantonlar arasında değişiklik gösteriyor.
Yukarıda vurgulandığı üzere, Uluslararası Af Örgütü bu hukuki ve sosyal refah sistemlerinin karmaşık yapısının, bütün mağdurlar için adalete ve tazminata eşit erişim sağlamakta başarısızlığa yol açtığı konusunda endişeli.
Raporun tamamına ulaşmak için tıklayınız.